Çocukluğumdan beri başkası gibi olmadım. Dünyayı diğerlerinin gördüğü gibi görmedim. Tutkularımı ve kederimi, onlarla ortak bir kaynaktan almadım. Yüreğim uyanmadı başkalarının sevinç duyduğu seslerde. Ve sevdiğim her şeyi, yalnız sevdim.
-Edgar Allan Poe
Kimi kayıplar vardır… Ne mezarı vardır, ne de tam olarak yasını tutabildiğin bir alan. İşte Kibrit Çöpü Mezarlığı, tam olarak o arada kalmışların, içinden çıkamayanların hikâyesi.
Yosun, sevdiği adamın ölüm haberini alır ama ona dair tek bir iz yoktur. Ne bir cenaze, ne bir mezar taşı, ne de onu gerçekten kaybettiğini kanıtlayacak bir şey. Ve Yosun’un içindeki o küçük şüphe büyür, büyür… Belki de Özgür ölmemiştir. Belki biri yalan söylüyordur. Belki her şey çok daha başka bir şekilde olmuştur.
Yosun’un geçmişe doğru yürüyüşü sadece bir gerçeği ortaya çıkarmak için değildir. Kendisini tanımak, kimlerin ne kadar masum kaldığını anlamak ve bazı sessizliklerin aslında ne kadar gürültülü olduğunu fark etmek içindir. Her adımda karşılaştığı sırlar, onu hem yakar hem de değiştirir. Her insan biraz başka biri çıkar. Ve en çok da kendisi...
Bazı soruların cevabı yoktur. Ama bazen sorunun kendisi bile seni değiştirmeye yeter.
Kibrit Çöpü Mezarlığı bir aşkın, bir kaybın ve gerçeği aramanın hikâyesi gibi başlar… ama bittiğinde insanı kendi kayıplarını, kendi yıkıntılarını ve kendi “kibrit çöplerini” düşünmeye iter.