Körlük.....
Rabbın yarattığı gözün, asıl işlevi olan görmek, sadece gözün elinde mi?
Yani göz yapması gerekeni yaparken görmeyen asıl ruhlarımızsa?
Ya kalplerimiz gören gözlere rağmen körleştiyse?
Ya gözlerimiz kör olmadan zihinlerimiz körse?
..... Bu kitabı okurken en çok bunları sorguladım. Dünya bu kadar kör insanlarla doluyken biz nasıl gönülden görebileceğiz. Gören gözlerin körleşmiş ruhlarını nasıl uyandıracağız. Aslında kör olmak işlevini kaybetmektir. "Bıçak körelmiş" gibi.
O halde "insanlık körelmiş" diyebiliriz.
Gördüğünü iddia eden gözlerimize rağmen, körelmiş ruhlarımız.
Bu tip bir körleşme olduğunda sadece görememe yetisi çok insânî kalıyor. Birbirine hakaret eden, inanclar ve düşünceler ile alay eden, hayatı gösterişten ibaret gören, kendisine sunulanı sorgusuz sualsiz kabul eden, kendi gibi düşünmeyenleri küçümseyen insanları gördükçe körleşmenin sosyal çevremizde tıpkı bu kitaptaki gibi körlük salgınına dönüştüğünü görebiliyorum.
Kör olmak bir yerde iyi! Peki milyonlarca körün içinde bu saydıklarımı görmek... Bu tarif edilemez bir acı veriyor.
"Bunları görüyorum."dediğinizde linç edilme endişesi ile eskilerin tabiriyle " Gittiğin yer kör ise bir gözünü kapat." anlayışı içinde sessizce farkındalık oluşturmaya çalışıyorsunuz. Sadece linç edilme endişesi de değil bunları yaptıran size! Az çok durumun farkında olan kişilerin de körlükleri sebebi ile yerlerinden kıpırdayamayıp "Madem görüyorsun o halde sen daha iyi yaparsın." mantığı ile tüm işi sizin üzerinize yıkmaları da gördüğünüzü söylemenize engel oluyor. Sonuç ne peki kişisel haklara tecavüz edildiğinde, inanç ve değerleriniz ile dalga geçildiğinde, fedakarlık ve diğergamlığınız enayilik olarak görüldüğünde, tahammül sınırlarını zorladıklarında; hiç sesi çıkmayan, olana gözlerini kapayan, bencilliği