Sütlaç, keşkül, künefe, güllaç? Doğru cevabı görünce yüzünüzde bir tebessüm oluşacak.
》Şermin Yaşar bu kitabında, çocuklarının dünyasında yer bulamayan Selime Teyze ile kimsesizlik hissini sonuna kadar yaşayarak büyüyen Meltem'in hayatlarını kesiştiriyor. Yine çok samimi, cok duygusal, insanın içine dokunan bir üslup ve kurguyla...
》Selime Teyze, bir gün çocuklarına sinirlenir ve çekip gider, bir köyün sessizliğine sığınır. Kimseye haber vermeden, ardında iz bırakmadan. Ama bir yandan da bulunmayı bekler. Meltem ise çocukluk yaraları olan, babaannesi ve dedesiyle büyümüş, hayatta her zaman tek başına mücadele etmek zorunda kalmış bir kadındır. Onun yolu da Selime Teyze'nin köyüne düşer. Ve başlarlar birbirlerine hikayelerini anlatmaya.
》İki hayat, iki kayboluş, iki yaralı yürek, iki yabancı ama bir o kadar tanıdık kadın bir evde buluşur. Bir sedire oturmuş, ellerinde çay bardakları, Kaz Dağları'nın eteklerinde, yeşilin, sakinliğin huzuruna sığınmışlar ve dökülüvermiş bütün sırlar dudaklardan...
》Selime teyzeyi okurken yaşlı insanlara, Meltem'i okurken de bir kız çocuğunun ihmal edilmişliğinin ruhunda bıraktığı hasarlara empati ile yaklaşacağımız bir yolculuk aslında bu kitap.
》Selime Teyze bir anne olarak evlatlarıyla sınanmış. Belki yeterince sevgi ve hürmet görmemiş kendi açısından bakınca. Anlaşılamamış onlar tarafından, belki de çocukları gözünden bakmamış bazı şeylere. Çocuklarının da mücadeleleri var elbette. Oğlunun onun dizine yatıp içini döktüğü kısım çok güzeldi.
》Meltem'in hikayesi ise beni daha çok etkiledi. Kimsesiz olmak, seni koruyan, sana sahip çıkan, çocukluk anılarının başrolünde olması gereken, seni seven ve yetiştiren bir ailenin olmaması dünyadaki en kötü şeylerden biri. Bunun yanımda evliliğinde de istediği aile sıcaklığını bulamıyor.
Onun