Bir “gel” deyişle kırk yaranın kabuğunu düşürmek…
Bazen bir dağın başına çekilip
Dünyayı bir hırka kadar küçük görmek isterim.
Ne şöhretin ateşi sarsın içimi
Ne insanların gelip geçici alkışı…
Bir tas su, bir dilim ekmek, bir hakikat yetse bana.
Ve ben,
Bir gönle girebildim diye
Ömrümü tamam saymak isterim.
Ben duygusal bir adamım. Pişirilmiş hamurun, ham rüzgârların yoğurduğu; bütün bir nebatatın tesirinde kalmış, hayat denen feleğin sillesini yemiş, yine de insan kalabilmiş; adına duygusallık dediğimiz yüklü hisler zindanında mahpus kalmış aciz bir adamım…
Ve bilirim ki bu zindan, demir parmaklıklarla değil; hatıraların pas tutmuş kapılarıyla çevrilidir. Her hatıra içimde bir kilit kesilir; açmaya yeltendikçe parmaklarım kanar, yüreğim ince bir sızıyla kendine gömülür.
Ben duygusal bir adamım…
Gülüşlerin ardına gizlenmiş kederi sezer, sükûtun en gür feryat olduğunu işitirim. Kalabalıklar içinde yapayalnız kalmayı, bir çift gözde kaybolup bir ömür sürgün yemeyi bilirim.
Ne vakit umut etsem, kader ince bir istihzayla omzuma dokunur; “henüz değil” der gibi. Ve ben, o “henüz”lerin içinde ömür tüketmiş bir adamım. İçimde büyüttüğüm her sevda, vakti gelmeden hazana kesmiş; her baharım, başka bir kışa rehin düşmüştür.
Ben duygusal bir adamım…
Sevdi mi tam sever, incindi mi sessizce kırılırım. Gürültüyle değil, içime çökerek dağılırım. Kimse işitmez yıkılışımı; zira ben, enkazını dahi sinesinde saklayanlardanım.
Ve yine de…
Bunca harabenin ortasında titreyen bir nur var içimde: insan kalabilme direnci. Ne kadar eksilsem, ne kadar sarsılsam da; bir çocuğun masumiyetine, bir annenin duasına, bir dostun sadakatine inanmakta ısrar ederim.
Ben duygusal bir adamım…
Belki bu yüzden kaybederim. Lakin bilirim ki insanı var eden kazandıkları değil, vazgeçemedikleridir. Ve ben, her şeye rağmen vazgeçmeyen bir adamım.
İnsanoğlu, ezelden ebede seyreden sergüzeştî (maceralı) hayatında en çok meşgul olduğu suallerden birini kendi iç âleminde fısıltıyla yahut feryad ile sorar: “Ölümle her şey nihayet bulur mu?”
Bu
Milâdî takvim ile 29 Mayıs 1453 tarihinde, mâzînin mühim bir sahîfesi kapanmış, cedîd bir devir tulu‘ eylemiştir. Evvel-i âhir ebedî olmağa namzet payitaht İstanbul, sultanlar sultanı, gāzîlerin