Sıkça aynaya yansıyan görüntümden gözümü ayırmaksızın parmaklarımdan birini usulca sokuyorum ve aynada beğeni ile bakan sevecen bakışlarımı yakalıyorum. Kendimi gözleme eylemi o denli güçlü ve o denli hoş ki aniden fiziksel bir hazza dönüşüyor ve ardından bir dürtü ile tetiklenen anlık bir sıcaklık ve titreme hissediyorum. Sonra bir sıkılma, utanma geliyor. Arkadaşım Alessandra'nın aksine, kendime dokunduğumda fanteziler kurmuyorum. Kısa bir süre önce bana zaman zaman kendine dokunduğunu ve o anlarda kendine zorla ve şiddet uygulayarak sahip olmaya çalışan, canını yakan bir erkeği düşlediğini, sır olarak söyledi.
Aynaya yansıyan görüntümü beğenerek izliyorum. Çizgileri belirginleşen bedenime, gittikçe biçimlenen ve kendilerinden eminlermiş gibi duran kaslarıma ve tişörtümün altından uçları gözüken ve her hareketimde hafifçe devinen göğüslerime baktıkça hayran kalıyorum.
Tecavüze uğramış bir kızdan ailesinin utandığı, evlatlıktan çıkardığı, tecavüzcüsüyle evlenmesinin teşvik edildiği bir toplumda zordur kendin olmak. Boşanmış kadınları, kadınların bile küçümsediği, dedikodusunu yaptığı, kocaları için tehdit gördüğü bir toplumda zordur kendin olmak. Ancak, kendin olamadıkça yaşamaya başlayamayacaksın.
Oysa aşk garantiyi aramaz. Planlar, hesaplar dahilinde inşa edilen bir şey değildir aşk. Anlaşılması gereken insanın istemi dışında doğar ve gelişir. Akıl karışıklığının ana belirti olduğu bir hastalık gibi kapılır gider insan aşka.