Kasıklarımdaki ilk irkiltici kasılmayla bir çığlık koyuverdim, bacaklarım titriyordu. Zirveye tırmanışımın kaslarımdaki bütün gücü çalması yüzünden düşmemek için elimi duş kabininin camına yapıştırdım. Gideon bir anda yanımda bitivermişti, kalçamı açgözlülük ve mülkiyet ifade eden bir tavırla kavramıştı, parmakları durmaksızın hareket ediyordu.
"Eva!" diye gürledi, fışkıran ilk yoğun ve sıcak meni dalgası karnıma çarparken. "Lanet olsun."
Üzerime eğilerek dişlerini boynumla omzumun arasındaki nazik noktaya geçirdi; aldığı zevkin katışıksızlığını gösteren, canımı yakmayan bir ısırıktı bu. Ben inlemesinin titreşimlerini bedenimde hissederken, o karnıma tekrar tekrar fışkırarak şiddetle boşaldı.
Ağzımın içinde inledi. Zevk ve ihtiyaç anlatan bu erotik ses, tüm bedenimi titretti. Başını yana yatırıp o güzel, biçimli dudaklarını benimkilere mühürledi. Öpüşmemiz giderek şiddetlendi, dillerimiz birbirini okşadı ve soluklarımız hızlandı.
O bakışla, beni nasıl şiddetle, sonuna kadar becermek istediğini anlatıyordu -ki bunu da her fırsatta yapıyordu zaten- ve o hoyrat, amansız gücünü bir anlık da olsa bana gösteriyordu.
Dindarlık yaşın ilerlediği ya da sağlığın kötüye gittiği dönemlerde doğal bir zayıflıktır. Tutkuların kargaşası içinde, genelde son derece uzak olduğunu varsaydığımız bir gelecekle ilgili, ancak küçük bir endişe duyarız, fakat tutkuların dili daha az zorlayıcı hale geldiğinde, hayatın son safhalarında ilerlerken, tek kelimeyle her şey bizi terk ederken, kendimizi yeniden çocukken duyduğumuz Tanrının kollarına atarız.