Ne tuhaf şey, ben de tıpkı senin gibi arasıra böyle müthiş bir yorgunluk ve kesel ve sonsuz bir uyumak ihtiyacı duyuyorum ki, artık şöyle bir uzansam ve bir daha uyanmasam diye geçiyor içimden.
Ben senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne
korusun içine bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin…
Fedakarlığımı anlıyorsun:
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Büyük İnsan ve Memleket kavgamız içinde ve birbirimize yakın yavaş yavaş ihtiyarlayacağız. Sonra ilk önce ben öleceğim. Sen benim yarıda bıraktıklarımı derleyip toplayıp bitireceksin ve beni bulmaya geleceksin. Ve böylece, her şeye rağmen güzel olan hayatımızı yaşamış ve bitirmiş olacağız. Bak böyle ölümden bahsederken katiyen keder duymuyorum. İçimde, o zaman, sevmiş, sevilmiş, sevdiğine ve insanlara karşı vazifesini yapmış bir insanın rahatlığı olacak ki, bu, ölümün mendeburluğunu güzelleştirbilen biricik şeydir.