Geri toplumların ülkücüleri de azdır. Aydınları dönektir. Çıkarlarından başka şeyi zor düşünürler. Ülkücüleri ciladır. Halka yutturmadır. Savundukları ilkelerden kendilerine azıcık zarar geldiğini gördüklerinde hemen ters yüz edip onun tam karşıtı bir düşünceyi aynı güçle savunurlar. Onun adını da politika koyarlar. Koyu bir dinsizken dindar, işlerine gelince dindarken dinsiz görünürler.
Geri toplumların belli başlı özelliklerinden biri, belki de birincisi, o toplumların içerisinde bulunan, ya da dışarıdan gelen asalaklarca sömürülmesine uygunluğudur. Toplumlar ilerledikçe asalaklar yakasından atar, attıkça da ilerler.
İklim, enerji, zevk ve yaş farklılıklarından dolayı insanlar arasında eşitlik fiziksel olarak mümkün değildir. Lakin kültür sahibi bir insan, nasıl bataklıklar ve ayılarla baş edebilmişse bu eşitsizliği de zararsız hale getirebilir. Bir bilim adamı, bir kedinin, farenin, bozdoğanın ve serçenin tek bir tabaktan yemek yemesini sağlayabiliyorsa eğitimin de insanlar için aynı şeyi başarbileceğine inanmak gerekir.
Ve bin yıl sonra insanoğlu, tıpkı şimdiki gibi, “of, yaşam ne güç!” diye inleyecek ve bununla birlikte tıpkı şimdiki gibi ölümden korkacak, ölmek istemeyecektir.