Hem Hristiyanlığın kiliselerinde hem İslamın camilerinde, tüm inananların ''kardeşliği'', ''Allah katında herkesin eşit olduğu'' türünden söylemlerle yanılsama sürdürülür. Ama ertesi gün, zengin Hristiyan ya da Müslüman patron, tıpkı eskiden olduğu gibi, kendi inanan işçi dostlarını sömürmeye, soymaya, aşağılamaya ve aldatmaya devam eder. Dinin teorisi ve pratiği arasında bu gözle batan çelişkiye dikkat çekildiğinde ise, üzgünce başlarını sallayacaklar ve bu günahkar dünyada insanoğlunun mükemmel olmadığı gevelemelerini mırıldanacaklardır. Bu gevelemeler işçiler için küçük bir tesellidir.
Bununla birlikte, Aristoteles'i metalara değer atfetmenin, aslında her emeği eşit insan emeği olarak ve bunun sonucunda da eşit nitelikte emek olarak ifade etmenin bir biçimi olduğunu fark etmekten alıkoyan önemli bir gerçek vardı. Bunun doğal temeli, Yunan toplumu kölelik üzerine kurulduğu için insanların ve onların emek-güçlerinin eşit-sizliğiydi. Değer ifadesinin sırrı, yani her tür emeğin genel anlamda insan emeği oldukları için eşit ve eşdeğer bulunmaları, insanların eşitliği düşüncesi, halkın ön yargıları arasına yerleşmedikçe çözülemez.
Kapitalist üretim tarzının hüküm sürdüğü toplumların zenginliği, kendisini "muazzam bir meta yığını" olarak sunar. Tekil meta bu zenginliğin temel biçimi olarak ortaya çıkar.
Bir şeyin faydası, onu kullanım değeri yapar. Ancak bu fayda, havadan gelen bir şey değildir. Metanın fiziksel özellikleri ile sınırlı olduğundan, o metadan ayrı bir varlığı yoktur.