Kitabı okurken kafamdan sürekli "Herhangi bir hastalıktan ya da virüsten daha tehlikeli olan tek bir şey vardır: Cehalet." cümlesi geçip durdu. Sanırım kitabı en güzel bu şekilde özetleyebilirim.
Çerezlik, kafa bulandırmayan, sonuna doğru Bolşevik Devrimine küçük küçük göndermeler yapan bir Bulgakov klasiği. Roman boyunca Rus halkının batıl inançlara olan düşkünlüğü sadece Doktor Bomgard'ın değil, okurun da sinirini bozuyor. Bulgakov'un usta betimlemeleri bu romanda da kendini gösteriyor, zira hemen hemen her Rus klasiğinde olduğu gibi, bitmek bilmez korkunç tipi betimlemelerini bu romanda da görmeye devam ediyoruz. Doktor Bomgard oldukça sempatik bir karakter, okulundan dereceyle mezun olmuş, genç bir doktor. Kendinden emin duruşu, kendisine tahsis edilen küçük odaya adım atmasıyla son buluyor. Bulgakov, karakterin tecrübesizliğini ve endişesini romanın başlarında okurlarına başarılı bir şekilde hissettiriyor. Kendi mesleki tecrübelerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Ters doğum, frengi, fıtık gibi hastalıklarla karşılaşmaktan ödü patlayan doktorumuzun bir yandan da bir dizi batıl inanç saçmalığıyla mücadele etmek zorunda kalması zaman zaman komedi malzemesi olarak kullanılsa da, tıp meraklısı arkadaşlarımıza her bölümde "bak, emin misin?" sorusunu sorduruyor. Her yeni hasta geldiğinde, anksiyete seviyemin tavan yaptığını söyleyebilirim. Bu anlamda yazarın oldukça gerçekçi bir dili olduğunu söyleyebiliriz.
Köpek Kalbi'ni de keyifle okumuştum, bu romanda da faklı bir durum söz konusu olmadı. Usta ve Margarita'da tekrar görüşmek dileğiyle Bulgakov'cuğum.
"Akıllı insanlar mutluluğun sağlığa benzediğini çok önceden fark etmiştir: Mutluyken fark etmezsiniz; ama yıllar geçtikçe, geçmişte kalan mutluluğunuza ilişkin anılar, ah, anılar!..."