Bandırma’nın kamarotu Hacı Tevfik Bey’in oğlu, Atatürk’ün yanından ayrılmayacak olan, Çankaya Köşkü’nün kütüphanecisi Nuri Ulusu’dur. 16 Mayıs 1916’da babasıyla birlikte Bandırma’ya kadar giden Nuri Ulusu, Atatürk’ün ilk İstanbul seyahatinde yanında götürmek istediği kitapları kütüphanede karton kutulara koymaktadır. İçeri giren Atatürk’ün “Ne yapıyorsun?” sorusuna, karton kurular aldığını, istediği kitapları onların içine koyduktan sonra trene göndereceği karşılığını verir. Bunun üzerine Atatürk “Dur biraz bekle” dedikten sonra dışarı çıkar ve kısa bir süre sonra ellerinde iki cephane sandığı taşıyan erlerle geri döner. Nuri Ulusu’nun şaşkın bakışları arasında Atatürk’ün sesi duyulu: “Savaşta bunlarla cephane taşıdık, sen o zaman çocuktun bilmezsin. Bu sandıklar benim için çok önemlidir. Şimdi o savaş bitti, yeni savaşımız başlıyor. O da kültür ve sanat savaşımızdır ve o okumakla, kitapla olur; işte şimdi cephane taşıdığımız o sandıklara kitaplarımı koy, bu sandıklarla taşısın, cephanenin yerini artık kitaplar alsın.”
“Bu ülke hepimizin, ama esas siz gençlerin. Mücadeleden yılmak yok, tamam mı?”
Müstafa Kemal Atatürk’ü 16 Mayıs 1919’da bir çocuk uğurlamıştır İstanbul’dan, Bandırma’ya kadar giderek. Atatürk’ün Nuri adlı çocuğa söylediği “Mücadeleden yılmak yok, tamam mı?” sözü, ülkesinin geleceğini bir çocuğa emanet etmesi bakımından çok değerlidir. Bu söz aynı zamanda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulacağı 23 Nisan gününün ileride “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” ilan edileceğinin habercisidir.