Bu da İsviçreli’nim bir başka tarafını, eli sıkılığını gösterir. Fakat, hemen söylemek lazım gelir ki, bu el sıkılığı Fransız küçük burjuvasının hasisliği, pintiliği gibi bir şey değildir. İsviçreli kazandığı parayı, Fransız küçük burjuvası gibi “yün çorap” içinde saklamayı sevmez. Mala mülke koyar. Fabrikaya, mağazaya, ticarethaneye yerleştirir ve parası baş döndürücü bir sür’atle ürer. Çoraba değil torbaya, çuvala sığmayacak yığınlar teşkil eder. Otuz bin frank üç yüz bin, üç milyon, dört milyon oluverir. Lakin, neye yarar, neye yarar bu milyonlar? Sürdürdüğü hayat gene otuz bin frank sahibi olduğu zamankinin aynıdır. Ne şato, ne saray, ne R.R., ne cadillac. Beş odalı bir evde kendini dünyanın en mes’ut insanı hisseder ve en beğendiği araba en az benzin sarf edenidir.