Sandallar balinayı daha yakından kuşattı. Balinanın genel olarak suyun altında kalan üst yanı, iyice meydana çıktı. Gözleri, daha doğrusu gözlerinin eskiden bulunduğu yer, görülüyordu artık. Yıkıldıkları zaman en soylu meşelerin budaklarında acayip ve biçimsiz yosunlar yığın yığın nasıl biriktiyse, vaktiyle balinanın gözlerinin bulunduğu yerde de, yürekler acısı, kör ve patlak iki ur kabarıyordu. Ama gene de bu balinaya acıyamazdık. Yaşlılığına, sakat kanadına, kör gözlerine karşın; öldürmek zorundaydık onu. İnsanoğlunun sevinçli düğünlerine, bayramlarına ışık salması için; kimse kimsenin kılına dokunmasın diye vaizler verilen görkemli kiliselerin aydınlanması için, öldürmek zorundaydık onu.
O gece ilk kez öylesine büyülenmişçesine hissettiğim o güçten beslenerek yaşıyorum. Belki başkalarnın günah diye adlandırdırdığı bir başka uçuruma, belki de yüceliklere sürükleyecek. Bunu bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Çünkü sadece kendi kaderini bir gizem olarak yaşayabilenlerin gerçek anlamda yaşayabildiklerine inanıyorum.