Mecnun mezara önce kanlı gözyaşlarını döktü. Sonunda gelin duvağı açar gibi elleriyle bir avuç toprağı ufalayıp eledi ve şu cümleleri fısıldadı yüreğinden:
-Ey bahtımın pırıltısı, yıldızı! Ey ruhumun tabibi, ilâcı! Niçin benden utanır, yüzünü örtersin? Niçin gizlenmektesin benden? Sen, az bulunur bir ışıktın, gecemi aydınlatan. Meğer yanmaktan sana da bir alev düşmüş, yok etmişsin bedenini. Uyanıklığa takat getiremedin, neden? Neden yumdun gözünü? Bu yolda yoldaşımdın, ey sevgili; koyup gider mi yoldaş yoldaşı? Bilirim, vuslat için buradasın; beni sen çağırdın, vade verdin; gayrılardan uzak, göz göze ve diz dize; başbaşa ve el ele!..
Sen ki beni çağırırsın da gelmemek olur mu hiç!..