Su

Su
@_Nymph_
Bırak gitsin. Bırak git. Yeniden doğuyorum. Küllerimden değil; maviliğimden yeniden doğuyorum.
aynadaki yansımamı izlemeye devam ettim. Savaşlar tek bir şekilde kazanılırdı. Savaşan taraftaysanız acımasız olmak zorundaydınız. Kalbinizle veya aklınızla ama bir şekilde karar vermek zorundaydınız. Eğer savaştaysanız düşünmeye zamanınız yoktu. Doğru veya yanlışın bir önemi yoktu. Savaştaysanız eğer sadece seçim yapmak zorundaydınız. İlk önce cepheye kimi göndereceğinizi bilmeliydiniz, ilk önce kimin öleceğini. En iyi silahları nereye saklayacağınızı bilmeliydiniz. Düşmanın etrafını nasıl sarmanız gerektiğini planlamalı, sonuçlarına katlanmanız gereken zor seçimler yapmalıydınız. Eğer savaştaysanız asla ardınıza bakmamalıydınız. Ardınızda bıraktıklarınıza bakmamalı... Ama en kötüsü de eğer savaştaysanız, hiçbir duygu barındırmamalıydınız. Acıya veya öfkeye yer yoktu. Eğer savaştaysanız yas tutmaya bile hakkınız yoktu. Durmak, dinlenmek, nefes almak ve düşünmek yoktu. Savaşan taraftaysan eğer, bilmen gereken tek bir şey vardı. Cevap her ne ise, bir saniye için durduğunda ve durduğun o saniye için düşündüğünde, cevap hep diğer seçenek olurdu. Yanlış seçimler hep derin düşüncelerin sonucunda ortaya çıkardı. İnsanlar makul olan seçenek için düşünmeye gerek duymazdı. Doğru olan seçenek daima orada sizi bekliyordu. İnsan yalnızca yanlış olan ama istediği seçenekler için kafa yorardı. Kafa yormaktan ziyade kendini haklı çıkarma çabasıydı bu. Ve ben burada, aynanın karşısında saçlarımı yaparken düşünmemek için her şeyi yapıyordum.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Hayatta bazı anlar vardı, hiç olmamasını dileyeceğiniz türden; bir de tesadüf olduğunu umduğunuz kısa zamanlar vardı, yolun sonunda karşınıza çıkan sihirli bir dükkân gibi. Oradan içeriye girmek sizin seçiminizdi ama sihrin, insanın başına neler açabileceğini asla bilemezdiniz. "Hayatta bazı anlar vardır, olmayacağını bile bile şansınızı denediklerinizden. Bir de tesadüf gibi görünen mecburiyetler vardır. Derler ki; bir gün beklentisiz, koşulsuz sevebilen bir aşık olursan karşındaki bilmese de o zaten senindir."
Tam karşımda, aynanın hemen üzerindeki askıya özenle asılmış, siyah kabarık bir elbise üzerine iliştirilmiş notla birlikte duruyordu. Yaşadığım neydi? Hayal kırıklığı mı yoksa bir rahatlama mi bilmiyordum. Sadece elbisenin üzerine iliştirilmiş kâğıt parçasını elime alıp sözcükleri okumaya koyuldum. "Gölgelerden kaçma Maya. Onu duy, geceyi üzerine giy, bırak karanlık fısıldasın sana. Sen busun, benim güzel siyahım. Aksini iddia etmek haksızlık olur. Bırak üzerini karalamak istiyorlarsa denesinler. Onlar senin eşsiz ruhunun rengini göremezler. Bırak, seni beyazdan ibaret sananlar seni kirlenmekle suçlamayı denesin; sen siyahtan da ibaret değilsin, renklerin hepsini üzerine giymişsin. Bütün renkleri kirletirsin ama üzerine sinmelerine izin vermezsin. Siyah, çok uzun zamandır sensin."
Ben, o limandan kalkan gemilere yetişemeyen kızdım. Yanlış trene binip herkesi ardında bırakan kız. Yanlış durakta inip bir kez daha sevdiklerine kavuşamayan o kız bendim işte. Dahası yok. Dahası varsa da hiçbir önemi yok. "Özelsin," dedi dudağının kenarıyla gülümseyerek. "Öyle özelsin ki Amelya Efnan, dünyayı yerinden oynatabilir ya da uğruna dünyayı yok edecek bir ordu yaratabilirsin.Sana anlattıkları hikâyeleri unut, benzediğin herkesi unut, daha önce gelmiş ve geçmiş herkesi unut. Şunu hatırla: Ona sorduğumda, her defasında ölümün kıyısına itmene rağmen bizi, neden her defasında koşup sana geldiğimizi... Bana senin bir Yıkıcı'dan fazlası olduğunu söylemişti. İsis'ten beri tam tamına sekiz tane Yıkıcı var oldu. Seninle birlikte sekiz Yıkıcı. Karşılaştığımız ilk Yıkıcı sen değildin ama o inatla seni istedi. Onun öldürebileceğini düşünerek hayatını karartmanı istemiyorum. Hayatını yaşamak zorundasın Maya." Bir adım geri çekilerek mesafeyi hatırlatmak ister gibi aramıza bir çizgi çekti. "Sen zehirli bir soydan gelsen bile, çok daha fazlasına ilham veren birisin. Sen, bize insanlığı yeniden öğretensin." Başparmağı elmacık kemiğimin üzerinde yumuşak daireler çizerken başımı göğsüne doğru yasladım. Beklermiş gibi kollarını sırtıma dolayıp orada sakinleşmeme izin verdi.
Hayır, dünya seni kaybetmeye hazır değil. Ben seni kaybetmeye hazır değilim. A "Sensiz hayatta kalmayı becerebileceğimi sanmıyorum," diye fısıldadım duymayacağını bile bile. "Adın dolaşıyor zihnimde, gözlerinin ışığını güneşin hiçbir tonunda bulabileceğimi de sanmıyorum, hiçbir müziğin senin sesinle kıyaslanmayacağını biliyorum yalnızca." Dudaklarımı gözyaşımın tuzundan arındırmak ister gibi ıslattım. "Bak, yine kendimi sokağa atasım geliyor, kimsenin ulaşamayacağı kadar uzaklara kaçasım... Belki sen bulursun diye. Sen beni hep bulursun diye." Ne olur sen bir daha gözlerini kapatma, bırak gözlerin tüm ışıklara ve hatta en zifiri karanlıklara meydan okusun. Bana kafa tutmalarına bile razıyım bakışlarının ama sonsuzluğa kapanmasına dayanamam. "Kumral, ben seni geride bıraktığım her gün için, her saniye için cayır cayır yandım. Sen de yapma bunu, beni geride bırakma." Dudaklarımı serbest bırakıp son bir hareketle buz kesilmiş yanağına bastırdım. Dokunduğum an peyda olan elektriklenme, bu kuvvetli çekimi bir daha dünya üzerinde hiç kimseye hissedemeyeceğimi ve hissetmek istemeyeceğimi biliyordum. "Fazla soğuksun," diye mırıldandım. Sesimin acı içinde çıkmasına engel olamadan. "Cehennem için bile. Kendini kötülüğün beden bulmuş hali gibi hissediyorsun, biliyorum ama cehenneme karşı koyup tüm ateşi söndürecek biri varsa o da sensin. Yine sensin. Sen karanlığın içinde aydınlığa kavuşmuş tek insansın."