Masaldaki tavşanlar diğer hayvanların zulmüne öylesine maruz kalırlar ki nereye gideceklerini bilemezler. Ne zaman yanlarına bir hayvanın yaklaştığını görseler oradan kaçarlar. Bir gün vahşi bir at sürüsünün çılgınca üstlerine geldiğini gördüklerinde, bütün tavşanlar panik halinde göle atlar; sürekli bir korku halinde yaşamaktansa boğulmaya kararlıdırlar. Ancak gölün kıyısına yaklaştıkları anda tavşanların yaklaşmasından korkan bir kurbağa sürüsü kaçarak suya atlar. “Aslında” der tavşanlardan biri, “işler göründüğü kadar da kötü değilmiş.” Korku içinde yaşamanın yerine ölümü seçmeye gerek yokmuş. Ezop’un masalının hissesi dolambaçsızdır: Her zaman kendisinden daha kötü durumda biri olduğu keşfinden dolayı tavşanın hissettiği tatmin, gündelik eziyetin ümitsizliğine verilen hoş bir mola. Marine Le Pen tarafından yönetilen Ulusal Cephe çoğunlukla Fransız toplumunun -mahrum, ayrımcılığa uğrayan, yoksul ve dışlanma korkusu içindeki- alt katmanlarından oy alıyor ve açıkça ifade edilen ya da örtük şekilde ima edilen bir toplanma çağrısıyla, “Fransızlar için Fransa”ifadesiyle destek topluyor. Resmen olmasa bile uygulamada kendi toplumlarından dışlanmakla tehdit edilen insanlar için böyle bir çağrının göz ardı edilmesi zordur: Nihayetinde, milliyetçilik onlara batmakta olan ya da çoktan mevta olmuş öz-saygıları için hayalleri süsleyen bir can simidi sağlıyor. Birleşik Devletlerin güney eyaletlerinin white trash’lerini* dayanılmaz, intihara eğilimli, kendilerinden nefret etmekten kurtaran, onların en azından zihinlerinde sahip olduğu tek ayrıcalık olan beyaz derilerine bile sahip olmayan, insandan aşağı zencilerin varlığı olmuştu. Fransız olmak onları tepedeki iyi, asil ve gururlu insanlarla, Fransız benzerleriyle birlikte aynı kategoriye yerleştirirken, benzer şekilde sefil