Bilge birisi; "Ben kötü bir şey başıma gelene kadar ondan korkarım. Gelmesin diye korkarım. Ama başıma geldikten sonra ondan korkmam. Çünkü Allah başıma verdiyse onu kaldırabilirim. Onu kaldırabilecek gücüm olduğu için başıma vermiştir. Buna da inanırım." Bu ne demek? Bende varsa, bu bende olanıyla başa çıkabilecek bilgi, beceri, tecrübe de var. Allah bir dert verdiyse, çözümünü de veriyor. Bende var o çözüm. Dert verdiyse devâsını da veriyor. Bende var o deva. Hastalık verdiyse şifasını da veriyor. Bende var o şifa. Yeter ki ben kendimi, hikayemi, geçmişten bugüne doğru bir şekilde konumlandırmış olayım.
Düşüncelerimiz acaba sahip olduğumuz düşünceler mi, geliştirdiğimiz düşünceler mi, hikayelerimizle karşılığı olan düşünceler mi? Yoksa bir şekilde dünyamıza atılmış, bırakılmış, farkında olmadan aldığımız, bize ait olmayan şeyler mi?
Allahı sevmenin alâmeti Kur'ân-ı Kerim'i sevmektir. Allah ve Kur'ân sevgisinin alâmeti ise Peygamber (s.a.v) sevmektir. Peygamber (s.a.v) sevgisinin alâmeti ise sünnetini sevmektir. Sünneti sevmenin alâmeti ise, âhireti sevmektir. Ahireti sevmenin alameti ise dünyadan hoşlanmamaktır. Dünyadan hoşlanmamanın alâmeti de âhiret azığı olabilecek kadarının dışında onun varlığından uzak durmaktır."
Şeyhlerden birine; "Allah'ı seven nasıl olur, alâmetleri nelerdir?" diye sormuşlar, şu cevabı vermiş;
"İnsanlarla az münasebet kurar, zamanın çoğunukendisi ile baş başa geçirir, devamlı düşünme halindedir, çok az konuşur, bakar fakat görmez, çağrıldığında duymaz, kendisine söyleneni anlamaz, başına gelen belâya üzülmez, acıktığını hissetmez, vücudunun bir yeri çıplak kalsa farkına varmaz, kendisine ağır söz söylense korkmaz. Yalnızlığında Allah'a nazar eder.