“Kimi çocuklarda karşılaşılan hayvanlara eziyet etme gibi davranışların tek nedeni, kendileri dışındaki varlıkların duygularıyla en ufak bir özdeşleşme gücünden yoksunluklarıdır.”
Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...Bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir
Ömür hanım?
“Sahip olmak” ya da “olmak”, bütün kitap boyunca bol bol rastlaşacağınız iki kelime... Sahip olduklarımız bize neler katıyor? Eksiliyor muyuz, artıyor muyuz? Beni var kılan bana bakınca gördükleriniz mi yoksa sahiden ben miyim? Ben olmak, benim olanların toplamı mı yoksa benim olanlardan sıyrılmak mı? Her şeyi kaldırıp atınca geriye kalan o şey “ben”, “sen”, “o”... Peki kaçımızın cesareti var buna? Sevmek, bir özgürlüktür! Olmak, yeniden doğmaktır! Sahip olmak, köleleştirir!
“Politik veya dinsel hareketler gelişip kemikleştikçe ve bürokrasi çarkı insanları boğup tehdit eder hale gelince, artık insanlar arasında duygular ve yaşantılar paylaşılmaz olur, maddi çıkarlar öncelik kazanır. “