"O resimde kötüye dair, utanılması gereken hiçbir şey yoktu. Sen benim gözümde bir daha asla rastlayamayacağım türden bir idealdin. Şu karşımdakiyse şehvet düşkünü bir iblisin yüzü."
"Benim ruhum böyle bir yüze sahip işte."
"Aman Tanrım! Nasil bir şeye tapmışım ben meğer. Şu şeytani gözlere bak."
"Cennet de cehennem de icimizde Basil." dedi Dorian ellerini çaresizce açarak.
Hallward tekrar dönüp tabloya uzun uzun baktı. "Tanrım! Eğer doğruysa, böyle bir yaşam sürdüysen, seni karalayanların tahmininden bile daha kötü bir insansın demektir."
Işığı yeniden tuvale tutup incelemeye devam etti. Tuvalin yüzeyi tıpkı bıraktığı gibi duruyordu; hiçbir bozulma yoktu. Bu
iğrençlik ve çürüme içten geliyordu belli ki. İşlenen günahlar tıpkı cüzzam yarası gibi o şeyi hızla içten içe çürütüyordu. İçi
su dolu bir mezarda çürüyen bir ceset bile boylesine dehşet verici görünemezdi.
Sen yazarken bazen beni düşündüğünü söylemeden önce de yazdıklarınla aramda bir ilişki hissettim, yani onları bağrıma bastım, şimdi sen bunu açıkça söyledikten sonra huzursuz oldum neredeyse, mesela karda koşan bir tavşanla ilgili bir şey okusam kendimi karda koşarken görür gibi oluyorum.
Ben niçin bu son derece belirsiz ve korkunç sorumluluk gerektiren durumun azabını çekmek zorundayım? Örneğin niçin sen koltuğunda veya çalışma masanın başında otururken veya eğilip kalkarken ya da uyurken (bütün uykuların huzurlu olsun ) seni her zaman tümüyle görebilen o mutlu dolabın yerinde olamıyorum. Niçin orada değilim? Çünkü şu son günlerde çektiğin sıkıntıyı veya Viyena'dan ayrılışını izleseydim kederden mahvolurdum.