Uzun zamandır listemde olan bir kitaptı, okumak bugüne kısmet oldu.
Öncelikle kitabı çok beğendim. Yazım dili bana biraz Ayşe Kulin’i hatırlattı; çok edebi, ağır bir dili yoktu, aksine sade ve akıcıydı.
Ethem, Ekrem, Emin, babaları Kazım ve onların eşleri Nurten, Sevgi, Hülya ile Kazım’ın eşi Mürvet... Konu bu karakterler üzerinden ilerliyor.
Karakterler aslında kalabalıklar içinde yalnız insanlar, tıpkı kapak resmindeki gibi. Her birinin içinde bir kırgınlık, bir öfke var ve hepsi birbirine benziyor. Hayatlarında hiçbir şey istedikleri gibi gitmemiş; hepsi bir şekilde mutsuz, huzursuz...
Aile kelimesinin anlamını en iyi anlatan karakterler aslında onlar. Bazen kendi içlerinde kendilerini sorguluyor, bazen de yaşadıklarına üzülüyorlar.
İstedikleri evlilikleri yapamamış, hayalini kurdukları hayatları yaşayamasalar da aile kavramının değerini bilen insanlar.
Bu ailenin başına gelenler şans mıdır, kader midir bilinmez ama ben okurken çok üzüldüm.
Ethem ve Nurten… Siz ikiniz farklı hayatlardan, farklı ailelerden gelmiş, kadersiz büyümüşsünüz ama bir noktada yollarınız kesişmiş. Hayattan ders çıkarmayı bilmişsiniz. Çünkü bazı şeyler zamanında söylenmeli, konuşulmalı ve ertelenmemeli.
Bunu yazarken bile düşünüyorum; böyle bir olayı son anda dile getirmek ne kadar doğru… Artık herkes her şeyi biliyor; ne gizli ne saklı kaldı.
Ethem’in aklındaki tüm sorular cevap buldu. Ah Ethem ve Nurten… Keşke birbirinizi daha erken fark etseydiniz. Kitabın sonunda duygulanmamak elde değil.
Bazı hikâyeler bitse de içimizde kalır. Bu kitap da onlardan biri oldu benim için.