“İnsanlar böyle işte, bir salonda her yerimiz çamurlu olabilir ama ayakkabılarımız asla. Orada sizi iyi kabul göstermek için bir tek lekesiz şey isterler. Vicdan mı? Ne münasebet, ayakkabılar.”
İnsanlardan uzak dur. Bir bütünün parçası sayma kendini. Değilsin! Kim seni olduğun gibi kabul etti? İnsanlardan uzak dur. Sevilmek için katlandığın her eziyet benliğini biraz daha tutsak edecek. Onaylanmak, kabul görmek ve hayran olunmak... İşte böylesi ilkel güdülerin peşinde harcayacaksın ömrünü. Yetmiş yaşına geldiğinde -belki biraz sevilmiş ve insanlarca hoşnut olunmuş birine dönüştüğünde- hayatımı kendim için yaşamak isterdim dememek için küçüğüm, insanlardan uzak dur. Onları duy fakat dinleme. Onları izle fakat taklit etme. Ve hatta onları sev fakat onlar için kendinden nefret edeceğin bir karaktere bürünme! Aynalarda onları görmeyeceksin. İnsanlıkla barışacağım diye savaşma kendinle. Yaşa!
Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna.