İslâm'a çağırma görevi, ne yalnızca nebilerin ve resullerin, ne de onların halifelerinin veya onlardan sonra gelen varisleri olan âlimlerin tekelindedir. Çünkü İslâm çağrısı, bizzat İslâm gerçeğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Her müslümanın, durumu, işi veya branşı ne olursa olsun, hiçbir zaman sorumluluğunu yerine getirmekten kaçış ve sığınağı yoktur. Çünkü İslâm çağrısının esası iyiliğe emretmek, kötülükten sakındırmaktır. Bu da, İslâm'daki cihadın tüm mânâsının toplamıdır. Bildiğin gibi cihad, her müslümanın daima uyması gereken İslam'ın farzlarından biridir.
Ebů Bekr -rahimehullah- dedi ki:
Ähâd haberlerin reddedilmesini gerektiren illetlerden biri de, haberin akılların hükümleriyle çelişmesidir. Çünkü akıl, Allah Teâlânın koyduğu bir delildir. Aklın delålet ettiği ve gerektirdiği şeylerin tersine dönmesi mümkün değildir. Aklın delilleriyle çelişen her haber, geçersizdir ve kabul edilemez. Akıl hucceti sâbittir, sahihtir. Ancak haber, akılların hükümleriyle çelişmeyecek bir yoruma elverişli ise bu yoruma göre değerlendirilir.
Amcasının vefatından sonra bazı alanlar kendisine kapatıldı. Ne kadar uğraştıysa, engellenme ve düşmanlık gördü. Nereye gittiyse, bütün yolları yüzüne kapalı buldu. Davetini, götürdüğü gibi geri getiriyordu. Davetini kimse dinlemiyor ve kimse ona inanmıyordu. Bilakis herkes alaycı, saldırgan ve pervasızdı. Allah'ın kendisine yüklediği vazifeyi bir neticeye bağlayamadan geri dönmesi onu üzüyordu. İşte bundan dolayı bu yıla, 'hüzün yılı adını verdi.