Enes Furkan

Enes Furkan
Bu hastalıklı zihni, kesip atmak istiyor bedenim; Sadece bazı hatıraların hürmetine sabır ediyoruz. Dua ediniz, bizide katınız
İnsan ve Duygular
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Oryantalistlerin ufak tefek taassubları
Yazar, kitabının Arapça çevirisine mukaddime yazarken, sanki okuyucudan özür dilemektedir! Çünkü o, okuyucuların, İslâm hakkındaki tahkir edici fikirlerini nasıl karşılayacaklarını tahmin edebiliyor. Gibb şöyle diyor: "Bu kitaptaki düşünceler, ilk defa benim ortaya koyduğum düşünceler değildir. Benden önce bu düşünceleri savunan ve bu konuda benim üzerimde de etkisi olan büyük İslâm âlimleri vardır. Bu düşüncede olanların sayısı çoktur, onların tümünü burada zikretmek konunun uzamasına neden olur. Onun için, örnek olsun diye sadece birini zikredeceğim ki, o da büyük âlim Şah Veliyullah Dihlevî dir." Daha sonra da, Şah Veliyullah Dihlevî nin Hüccetullahi'l-Baliğa adlı kitabının birinci cildinin 122. sayfasından bir alıntı yapar. Ancak hiçbir okuyucunun zahmete katlanıp da bunu asıl metinle karşılaştırmayacağını düşünmüş olacak ki, metinde canının istediği tahrifatı yaparak alıntıda bulunur. Canının istediği şekilde mânâyı tahrif eder, metnin maksadını saptırır ve yazarın işlemediği suçu ona yükleyerek arzuladığı her şeyi kitabın yazarına söyletir. Gibb'in yaptığı alıntı şudur: "Hz. Muhammed'in bi'seti, başka bir nübüvveti tazammun etmektedir. Bu, İsmail oğullarına gönderilen nübüvvettir. Dolayısıyla, Hz. Muhammed'in peygamberliğinin, İsmail oğullarındaki ibadetlere ve dinî esaslara dayanması gerekir. Zira şeriattan amaç, insanların sahip oldukları ve bildikleri esasları ıslah etmektir yoksa yeni yükümlülükler getirmek değildir." Bu tahrifli metnin Hüccetullahi'l-Baliğa'daki orijinal hali ise şöyledir: "Bil ki, Hz. Muhammed [s], İsmailî Hanîf dini üzere ve ondaki eğrilikleri düzeltmek, tahrifatı izale etmek ve nurunu yeniden parlatmak için gönderilmiştir. Zira Allah [c] şöyle buyurmaktadır: "atanız İbrahim'in dinine...' [Hacc, 78] Hal böyle olunca, Hanif dininin
Elias John Gibb de 1901 tarihinde ölmüştür.
"Gölgesi uzun olup da kimseye serinlik etmeyenler vardır; çünkü güneşi kendilerine bile yetmez."
1000Kitap
Şia Güruhları
1. Sebiler: Hazreti Ali ilahtır. 2. Gurabiler: Hazreti Ali peygamber olmalıydı. 3. Keysaniler: Muhtar bin Ubeyd Et Taki taraftarları. İmamlar masumdur. Dönecek Mehdi Muhammed bin hanefiyye. Beda. Tenasüh. 4. Zeydiler: Zeyd bin Ali Zeynelabidin takipçileri. İmam şahıs isim değildir, belirli sıfatları taşıması lazım ama oda sadece Hazreti Ali de var. Hazreti Ali'den sonra ise 'Fatimi' olması lazımdır. İtikadi olarak muteliyele uygunlar genel olarak. İki ayrılır ilki bunlar diğeri rafizidir.( Rafiz İlk iki halifeyi kabul etmeyenler.) Şuan yemendeler. İlk zeydiyeye yakınlar. 5. İmamilik: İran, ırak, Pakistan çoğu yerde bunlar var Şii olarak. Kendi içlerinde ayrılıyorlar. Ortak nokta halife bizatihi Hazreti Ali efendimiz Hazreti hasan ve Hüseyin de ortak noktadır sonra kendi aralarında ayrılıyorlar. İmamlar vasi dir. Evsiya derler. Peygamberden ayıran tek özellik vahiy almıyor olmasıdır. 5.1. İsnaaşeriyye: Hazreti Hüseyin- Ali Zeynelabidin - Muhammed Bakır - Ebu Abdillah Cafer Sadık- Musa Kazım - Ali Rıda - Muhammed Cevad - Ali Hadi - Hasan Askeri sonra oğlu Muahmmed. Muahmmed 12. İmandır ve Bodrum'a gizlenmiş geri dönmemiştir. Sünnilere sıcak bakarlar. Vasiyet ile oluşan mutlak otorite. İmam ya nas ile yada mucize ile belli olur. Peygamberin açıklamasını sırları imamlar bilirler. Söyledikleri İslam şeriatı dır. İmam hiçbir vakit şeriat ve din ilimlerinin cahili olamaz. Şeriatı imamlar korur. Ümmet imamlar olmaksızın aklen dalalet üzere toplanabilir. 5.2 İsmailiyye imamiyyesi: çoğunluk hindistan devlet dahi olmuşlarıdr. Mısır'a ve şama hükmeden fatimiler ismailidir. Karmatilerden bunlardandır. Nispeti Caferi sadığın oğlu ismaile aittir. Babasının nassıı ile sabittir ancak babasından önce ölmüştür. İmamın gizli saklı olabileceğine inanırlar o yüzden ölmesi abes
- Ölçü, yiğitlik ve bilgelik gibi değildir. Bu ikisi toplumun yalnız bir parçasında bulunur. Bütün toplumu da yiğit ve bilge kılar. Ölçüyse, bütün topluma yayılır. Bütün yurttaşlar arasında tam bir düzen kurar. Aşağı, orta, yukarı, güçlü, güçsüz, zengin, fakir herkes aynı ahenge uyar. İşte bu uyuşmaya ölçü diyebiliriz. Bu öyle bir uyuşmadır ki, orada iyi yanla kötü yandan hangisinin başa geçeceği bellidir. İster tek insanın içinde, ister toplumda olsun.
Kavramlar hakkında tam kasıt için kitaba müracaat ediniz. Syf 125-130