- Böyle yetişenler, dedim, kendilerinden öncekilerin bir kenara attıkları, küçümsedikleri kurallara yeni bir can verirler.
- Hangi kurallara?
- Şunlara: Yaşlılar yanında edeple susmak, yaşlılara yer vermek, görünce ayağa kalkmak, ana babaya saygı göstermek, saç kesmek, giyinmede kuşanmada, davranışlarda geleneğe uymak. Bütün bunlara dönülmez mi dersin?
- Dönülebilir!
Böyle şeyleri kanunlaştırmak saflık olur bence. Bunlar hiçbir yerde de kanunlaştırılmamıştır, çünkü bunlar sözle, yazıyla yaşatılacak kurallar değildir.
- Evet, yaşatılamaz.
Gördüğü eğitim bir insanı nereye sürerse, oraya gider, çünkü, benzer hep benzerini arar, değil mi ya?
- Şüphesiz.
Siyer uleması, titizliğin nihayeti olan bu ilmî kurallar ışığında, kendilerine ulaşan bilgileri, mukaddes bir hakikat olarak kabul ettikleri için onları olduğu gibi gözler önüne sermeyi bir gereklilik olarak görüyorlardı. Toplumsal ve milli alışkanların ürünü olan şahsî yorumları ve kişisel arzuları, tarihî bilgilerin içine karıştırmayı da bir ihanet olarak kabul ediyorlardı.
Hakikat yok edilemez, olsa olsa saptırılabilir ya da üstü örtülebilir. Fakat bu bile, ila nihaye devam etmez, bir süre sonra saptırma etkisiz hale gelir, örtü kalkar ve hakikat yeniden ortaya çıkıp parıldamaya devam eder. Araştırmacılar ve düşünürler ise bundan ders alıp daha dikkatli olmaya özen gösterirler.