Kitabın teması, Kırgızistan’da, Sovyetler zamanında ezilen, savaşlardan yorulan halkın, tekrardan hayata tutunma çabasını anlatırken, gelişen teknoloji ve değişen zamanla birlikte gelişmenin yanı sıra, ne yazık ki, çağa ayak uydurma adı altında insanlığın özünden ve tarihinden uzaklaşışını, manevi bağlardan kopuşlarını, ruhlarından eksilişlerini, ata değerlerini nasıl kaybettiklerini ve yabancılaştıklarını bahsediyor. Topraklarında, uzay üstüyle ilgili hikâyelendirme tarzında bilgiler de veriliyor.
"Öz değerlerini yitiren insan kendini bulamaz."
Evet, kitabın kahramanı Cengiz Aytmatov, ama hikâyenin kahramanı Yedikey ve devesi Karanar. Yedikey, savaşta kafasından ağır bir yara aldıktan sonra, demiryolunun her iki yanında, ıssız, engin, sarı kumlu bozkırın özeyi Sarı Özek’e yerleşir ve o kışın soğuğuna, yazın sıcağına dayanılmaz olan kurak yerde, eşiyle birlikte hayatını idame ettirmeye çalışan bir demiryolu işçisi olarak yaşamına devam eder. Hayatının akışınin ritmi köylerine nice zorlukla gelen iki evli öğretmenin yerleşmesiyle başlar.
Zorlu bir hayat, yaşam mücadelesi, vefa, değişen zaman, asileşen insan ve buruk bir aşk hikâyesi.
Yine heyecanla okuduğum güzel bir tanışlıktı benim için. Keyifli okumalar dilerim."