Herkes yarasına derman arıyor
Devâ belli değil dert belli değil
Adalet kalmadı hep zulüm doldu
Geçti bu baharın gülleri soldu
Dünyanın gidişi acaip oldu
Koyun belli değil kurt belli değil
Çerh bozulmuş dünya ıslah olmuyor
Fukara ehlinin yüzü gülmüyor
Ruhsatî de ne dediğin bilmiyor
Yazı belli değil hat belli değil
Insan, merkezden kendisini uzaklaştıran bu yolculuğa, çok acayip bir tekneye binerek açılır. Bu teknenin adı "nefs" veya
"ben" dir. Hayatı boyunca, azgın dalgalar arasında kãh o yana kah bu yana savrulur; Ulysse gibi Itaka'yı, yani anavatanını arar. Zaman geçtikçe gemi eskir, su alır, dümeni tutmaya çalışan eller sızlar ve soğuk iliklerine işler. Ah! Insan hep Itaka'nın sakin su-larını, güneşin ısıttığı yemyeşil sahilleri ve güven veren, coşku dolu o sükûneti arar. Arada sırada fırtına geçici olarak dindiğinde geminin bir adaya ulaştığı olur ama nedense içindeki huzursuzluk insanı hep yeni arayışlara iter, yeniden "ben" gemisine binip "Itaka" ümidiyle enginlere açılır.
Bu anlatilanlar beylikler zamaninda yaşandı. Beylerin hepsi birbirinden farklıydı. Ölümün gelecegini bilen, Tanrıyı aklindan çikarmayan, insanlara merhamet eden beyler de vardı, adini bile anmaya değmeyecek köpek gibi zalimler de. Ancak hepsinden kötüsü köylülükten gelip de patron kesilen, pislikten çikip da prensliğe soyunanlardı! En çok böyleleri yüzünden karardı insanlarin yaşamı!