Sen kitapları ve burayı seviyorsun, değil mi?
Evet, diye kısa bir cevap verdim.
Ne olmak istiyorsun? Hoca, alim, yazar? Diye sordu bana bu kez.
Hayır, diye sözünü kestim, ben dengbêj olmak istiyorum.
Dengbêj... diyerek sözümü kart sesiyle tekrarladı...
Dengbêj ve kitaplar... peki eğer dengbêj olmak istiyorsan, kitaplarla ne yapacaksın?
Kitapların sesini duymak istiyorum, kitapların sesinin sayısız olduğunu biliyorum, o sayfaların arasında her çeşit ses var.
Konuşmak ve ortalığı aydınlatmak için, Mam Sefo' nun kütüphanesindeki tozlu kitapların benim çocuk ruhuma ihtiyaçları vardı. Benim de Mam Sefo' nun kütüphanesinde bulunan o tozlu kitaplara ihtiyacım vardı, tıpkı toprağın altına serpilmiş olan tohum misali, kitaplardan bir sıcaklık, bir yumuşaklık, bir gıda almalı, toprağın karnını yarıp yeşermeli, başkaldırmalıydım.
Kütüphane, şimdiye kadar gördüğüm hiçbir oda, salon, divanhane ve meclise benzemiyordu. Burası bana, şimdiye kadar hiç hissetmediğim bir duygu yaşattı, kutsal bir yerde, insan ruhunun arandığı bir yerde, duygusal yaraların iyileştirdiği bir hastanedeydim sanki.