Sinan Akyüz'ün bu kitabı, başlangıçta tipik bir aşk romanı gibi görünüyor: Genç bir Boşnak kız olan Suada'nın hayatı, müzik tutkusu ve ani gelişen bir aşk... Ama çok geçmeden anlıyorsunuz ki asıl mesele aşk değil. 1992-1995 Bosna Savaşı'nın en karanlık yönlerini, özellikle kadınlara yönelik sistematik şiddeti ve etnik temizlik çabalarını gerçek bir hikâyeden yola çıkarak anlatıyor.
Diyaloglar gerçekten basit, hatta yer yer yapay kaçıyor. Karakterler arasındaki konuşmalar, günlük hayattan uzak; duygular çabuk ve abartılı ifade ediliyor. Aşk kısmı da eleştirilecek yönlerden biri: Her şey çok hızlı ilerliyor, derinlikten yoksun kalıyor. Sanki yazar, romantizmi aceleye getirmiş gibi – bu da hikâyenin duygusal etkisini biraz zayıflatıyor. Edebi açıdan bakınca, üslup sade ama bazen fazla düz; daha incelikli bir anlatım beklersiniz.
Ama kitabın asıl gücü, savaşın acı yüzünü aktarmasında. Tecavüz kampları, katliamlar, masum insanların nasıl bir anda her şeyi kaybettiği... Bunları süslemeden, doğrudan anlatıyor Akyüz. Avrupa'nın ortasında, 90'larda yaşanan bu vahşet karşısında dünyanın sessizliği insanı öfkelendiriyor. İncir kuşları metaforu da güzel: Özgürce uçan kuşların birden yok oluşu gibi, savaşın hayatları nasıl söndürdüğünü simgeliyor. Gerçek olaylara dayalı olması, kitabı belge niteliğine taşıyor ve unutulmaya yüz tutmuş bir trajediyi hatırlatıyor. Keyifli okumalar...