İnsan son derece "tuhaf" bir varlıktır. Bunu bilmek sosyoloji, psikoloji ve hatta siyaset bilgisi gerektirmez; sadece Tolstoy'dan okuyacağınız bir öykü bunu size anlatabilir...
Tolstoy "tuhaf' bir adam. İnsanın psikolojisini, bu kadar doğal ve güzel anlatması gerçekten takdire şayan, bunu tüm samimiyetimle söylüyorum. İçerisinde birçok öykü barındıran bu kitabımız, insanı ve insan olmayı bize çok iyi ve "çok çabuk" gösteriyor.
Metnin aşağıdaki paragrafı spoilerlıdır.
Tabii bu öykülerden en çok göze çarpan hikayesinin, "İnsan Neyle Yaşar" olduğunu düşünüyorum. Hikayemiz, bir "meleğin kovulmasıyla" başlıyor. İncil'den de ayetler gördüğümüz bu eser bize üç tane soru yöneltiyor: İnsanda ne var? İnsanda ne yok? İnsan Neyle Yaşar! Bu üç bunalımlı soruyu "meleğimiz" ile beraber çözmeye çalışıyoruz. En sonunda bulduğumuz cevaplar ise:
İnsanda sevgi vardır: İnsan en başta başıboş gezen üç beş kişiydi denebilir. Bu insanlar; sonradan düşündüler ki, "Biz bu şekilde yaşayarak yok oluyoruz, bizim bu doğaya karşı durmamız veya en azından yaşamamız gerek. Bunu için de birleşmemiz ve birlik olmamız gerekiyor." Bu "genelge" ile birlikte insanlığın "toplum" dediğimiz kesimi hayat bulmuş oluyor. İnsan bencildir (bkz. Hobbes ve Spinoza), ama içgüdüleri vardır. Bu içgüdülerin en çetini, açık ara farkla, yaşama yönelik olandır. "Yaşam İçgüdüsü" dediğimiz bu mekanizma, bencilliğimiz ile savaşır. Bu savaş asla bitmez. Bazı zamanlar, yaşam; bazı zamanlar, bencillik üstün gelir. Bu sayede insanlık "kesimlere" ayrılır.
Sözüm özü; yaşam, bencilliğe karşı yürüttüğü bu mücadelede iyi tarafa dönüşür, bencilliğin toplum için yararlı olmadığı aşıkardır ve toplum için faydayı "iyi" olarak değerlendirirsek, bencillik kötüdür.
Kötüye karşı iyi olanlardan biri ve en güçlüsü de, sevgidir. Sevgi,