Sir W. Miur, "Muhammed'in Hayatı" isimli eserinde şu itiraflarda bulunur: "Muhammed hakkındaki bütün neşriyatımız bir nokta üzerinde ittifak eder. O da Onun ahlakının yüceliği ve nezaketidir. "
İlim ve teknoloji, mucizeleri ufkuna koyarak ve onlardan ilham alarak büyük işler başarabilir. Örneğin Hz. Musa'nın yerden su çıkarması,artezyen ve petrol kuyularına ilham olmuştur, denilebilir. Hz. Davud'un demiri yumuşatması,madenlerin işlenebileceğine, Hz. Süleyman'ın vezirinin Belkıs'ın tahtını getirmesi, ışınlama çalışmalarına yine Hz.Süleyman'ın rüzgârla yaptığı seyahat hava ulaşımına yeni ufuklar kazandırmıştır.Ancak hiçbir zaman bir mucize meydana getiremez. Çünkü mucize mutlak güç sahibi olan Allah'ın varlığının bir delilidir.
Müslümanın adil olması asıldır. Çünkü doğduğunda fasık değildi. Fâsıklık, sonradan oluşan ve zanna dayalı bir durumdur. Şu halde asıl hali, zan ile terk etmek câiz değildir.
Ayette "Mekke'yi ve etrafındaki şehirleri" ifadesinin yerine "Şehirlerin merkezi ve etrafındaki şehirler" ifadesi kullanılmıştır. Bunun sebebi Hz. Peygamber'in hitabının sadece Arap yarımadasına münhasır olmadığını vurgulamak içindir. Eğer hitap, sadece Arap yarımadasına münhasır olsaydı o zaman "şehirlerin merkezi" ifadesinin yerine "Mekke ve çevresindeki şehirler" ifadesi kullanılırdı.
Allah insanı meleklikle hayvanlık kategorileri arasında öyle bir yerde ve öyle bir vasıfta yaratmıştır ki kendisindeki yüce fıtratın ve değerlerin hakkını verdiğinde, Allah'ın katında değer olarak meleklerin de üzerine çıkar; fakat bu yüce fıtratı ve değerleri zayi ederse hayvanlardan daha sefil bir konuma düşer. Kur'an'ın "aşağıların en aşağısı" olarak tanımladığı bu tehlikeli durumdan kurtulmanın tek çaresi, ahlakın ve düşüncenin geliştirilmesi ve güzelleştirilmesidir.