Hz. Adem ile Hz. Havva, cennette isyan etmedikleri sürece rahat bir şekilde yaşıyorlardı. Ancak yasağı çiğneyip ağacın meyvesinden tattıklarında ellerindeki cennet nimeti gitti. İnsanoğlu burada ilk bilgiyi zihnine silinmeyecek bir şekilde kodladı: "Allah'a isyan, nimetin elden gitmesine, kişinin mutsuz olmasına sebep olur. Allah'a itaat etmek nimetin elde kalmasına vesiledir."
"Bir bedeviye: “Erkek çocuklarını mı daha çok seversin, yoksa kızlarını mı?” diye soruldu.
Hiç düşünmeden: “Kızları!” dedi.
“Neden?” dediler. Şöyle cevap verdi:
“Ben yemeyi seven bir adamım. Çocukken annem bana en güzel yemekleri yedirirdi. Sonra evlendim; eşim bana annemin verdiğinden daha güzel lokmalar sunmaya başladı. Ardından bir kızım oldu… Vallahi gözüm bir lokmaya ilişse, hemen onu bana ayırır; ya tabağıma koyar ya da kendi eliyle ağzıma verirdi. Sonra bir oğlum oldu… Gözüm hangi lokmaya ilişse, o hayırsız hızlıca elini uzatır, benden önce davranıp lokmayı kendi ağzına götürürdü.”
Namazın bir kıblesi olduğu gibi hayatın da bir kıblesi vardır. Müminin hayatı da namaz gibidir. Kıbleye dönmeden kılınan namaz makbul olmadığı gibi dine, Allah'a dönmeden yaşanan hayat da hayat değildir.
Namazda kıbleden başka yöne döndüğünüzde namazınız bozulur. Bu hayatta da özünüzü Allah'ın dininden başka şeylere döndürdüğünüzde, gönlünüzü Allah'ın rızasından başkasına odakladığınızda hayatınız bozulur. O hayat, düzen ve dikiş tutmaz.
İskender öldüğü zaman hükemadan (bilge kişilerden) biri şöyle demiştir: "Kral dün, bugün konuştuğundan daha fazla konuşuyordu; ama bugün dünkünden daha fazla vaaz ediyor!"