Allah Resûlü, Kur'an'ın yalnızca tebliğcisi değil aynı zamanda onu anlayan, kavrayan, özümseyen ve açıklayan bir elçiydi. Onun örnekliğini bir kenara bırakarak Kur'an'ı anlamaya çalışmak, Kur'an'ı kendi aklıyla yorumlamaya çalışmak beyhude bir çabadır.
Tekbir alırken elleri kaldırmanın, el bağlamanın, rükü yapmanın, secde etmenin anlamını tam kavramıyoruz. Oysa bunlar tam anlamıyla birer itaat fiilleridir. Başlama tekbiri ile Allah'tan gayrı ne varsa hepsini arkamıza atarız. El bağlayarak O'nun huzurunda kıyamda durur, O'nun kelâmını okuruz. Rükü ederek O'na olan itaatimizi belirtiriz. Secde ederek O'na yaklaşma ve itaatte son sınıra ulaşırız. Selâm verirken de ilk başlama tekbiri ile mümin kardeşlerimizle kesmiş olduğumuz bağlantıyı yeniden kurar, İslâm'ın parolası olan selâmla insanlar arasına karışırız.
Dünya bir rüya, âhiret ise gerçeğin ta kendisidir. Her birimiz, içinde bulunduğumuz rüyadan ölünce uyanacağız. Ölüp de âhirete gittiğimizde kimileri "Oh be dünya bir rüyaymış." diyecek, kimileri "Tüh be dünya bir rüyaymış." diyecekler.