“Benim burada ne işim var?" diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz? Üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak bir çok yol olduğunu da biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanların seslerini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Yaprakların arasından gelip geçen şekiller halinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığımız için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim?
“Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var”,dedi. “Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider. Her kitap yaşanmış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansını sunar sana. Farklı
seçimler yapmış olsan, şu an nasıl bir hayatın olacağını görürsün… Pişmanlıklarıno telafi etme şansın olsaydı, bazı konularda farklı davranır mıydın?”
Gözden düşenler, yelkenliler gibidir, bahtları bir rüzgara bağlıdır. Hanımlar… Bazen rüzgâr esmez. Esmedi mi esmez yıllarca. İnsanı en çok kendini hayal kırıklığına uğratmak mahveder.