Kendimi kötü ve boş hissediyordum. Büyükbaba, sevip de kaybettiğin her şey sana bu duyguyu verir, deyip ekledi: ‘ Bundan kurtulmanın tek yolu hiçbir şeyi sevmemektir ki bu daha da kötüdür çünkü o zaman sürekli boşluk hissedersin.’
İnsan, kendine ait az mutluluğun adını ‘mutsuzluk’ koyup, hırsla daha büyük bir mutluluğa gözünü diker ve elinde var olan mutluluğu küçümsemeye başlar, gün gelir o az mutluluk da elinden uçup gider. Gözümüz hep büyük mutluluklardadır, küçük mutlulukları yaşamayı becerebilmişiz gibi.
Bu durum Aldous Huxley’in şu cümlesini hatırlatıyor; “Başka gezegenlerde hayat var mı diye merak ederiz, sanki bu gezegende yaşamayı becerebilmişiz gibi!”
Saadetle felaket birbirinden uzak kavramlar değildir. Saadetin oluşması için binlerce faktörün yan yana gelmesi icap ediyorken, bu saadetin darmadağın olması için çoğunlukla tek bir olay yeterlidir.
Hz. Mevlana’nın anlattığına göre, “Bir türlü söndürülemeyen bir yangın karşısında, Hz. Ömer’e danışılmış. Halife, ‘ Bu yangın insanların cimrilik ateşinden bir parçadır.’ Boşa çabalamayı bir kenara bırakın da, fukaraya yiyecek gıda dağıtın.’ demiştir” (Mesnevi, cilt 1) Tarihçi İbnü’l-Esir’in de anlattığı bu olayda, Hz. Ömer’in bu teklifinin yerine getirildiğini, dağıtılan sadakalar sonucunda yangının kendiliğinden söndüğü anlatılır. (İbnü’l-Esir, el-Kamil fi’t- Tarih)