Üç İstanbul, gözümü korkuttuğu için yılardır kitaplığımda cesaretimi bekleyen Mithat Cemal Kuntay'ın tarihi romanı. Korktuğum kadar varmış açıkcası kolay bir kitap değil kesinlikle zor olan yanı neydi derseniz şöyle anlatayım: Mithat Cemal öyle bir kurgulamış ki bu romanı ana karakterimiz Adnan'ın hayat hikayesini okuyacağımı düşünürken romana ustaca işlenen onlarca karakter, tiplemeler ve bunların sahip olduğu okurken ruhumu darlayan ahlâksızlıkları, kimin eli kimin cebinde belli olmayan ilişkileri, Avrupa'da olduğu için sürgün edilen hükümdarın elmaslarını satın alamayan ve bu yüzden kahrolan paşa kızları, idam kararı alsın diye yalancı şahitler tuttuğu katilin kendi piçi olduğunu son anda farkeden avukat Adananı, kuluçkaya yatmış gibi önüne gelen heriften hamile kalıp bozuk para düşürürcesine çocuk düşüren köşk hanımlarını daha hangi birini sayayım size saymakla bitmez. Bu çirkef yuvası Üç İstanbul sakinlerinin berbat hayatlarını okumak beni epey zorladı, yordu ve derin derin düşündürdü. Osmanlının yıkılmaktan başka çaresi yokmuş be dostlar öyle bir çürüme öyle bir kokuşmuşluk ki bu pisliği sadece esaslı bir çöküş temizlermiş bir daha var olmamak üzere yaşanacak esaslı bir çöküş! Kronolojik olarak İstanbul'un üç farklı dönemini anlatsa da değişen hiçbir şey yoktu, kömür karası pis ruhlar üç dönemde de arsız varlıklarını kahramanca kazanılmış bir nişane gibi gururla taşıdılar roman boyunca. İliğimle kemiğimle nefret ettim ben bu çağdan demiş ya şair ben de ben de bu Üç İstanbul'dan ve sakinlerinden nefret ettim. Son olarak kesinlikle okunmasını tavsiye ederim.