Sıkça spor yapıp avlanıyorduk, üzüm bağlarıyla ilgilenip ağaçlardan meyveler topluyorduk. Kısacası, aslına bakarsanız, asla özgür kalamayacağımızı bildiğimiz bir hapishanede hoş bir hayat sürüyorduk.
Akşama doğru ise Lykhnopolis olarak anılan bir kente ulaşmışhk, hemen bizim altımızda duruyordu. Bu kent Pleiades ve Hyadesıs yıldızları arasında, Zodiak'ın aşağısında uzanan bir kenttir. Kente indiğimizde çevrede hiç insan bulamadık ancak agorada ve limanda başıboş aylak aylak dolaşan lambalar vardı. Tabiri caizse bazıları ufak ve zayıf bazıları ise büyük ve güçlüydüler. Her birinin kendi evi ya da şamdanı vardı. Hepsi insanlar gibi isme sahipti onları aralarında konuşurlarken duymuştuk.
Ayda kaldığım süre boyunca karşılaştığım tuhaf ve inanılmaz şeylerden size bahsetmek istiyorum. Öncelikle orada kadınlardan değil erkeklerden doğuyorlar. Erkekler birbirleriyle evleniyorlar ve kadın kelimesinin ne olduğunu bilmiyorlar bile. Yirmi beş yaşına gelene kadar her erkek orada kadın olarak sayılıyor, bu yaşı geçtikten sonra ise koca olarak görülüyorlar. Çocuklannı kannlarmda taşımıyorlar, bunun yerine baldırlannda taşıyorlar. Hamile kaldıktan sonra ise baldırlan şişmeye başlıyor. Aradan zaman geçtikten sonra ise baldırı yarıp çocuğu ölü şekilde çıkartıyorlar, daha sonra ise onu ağzı açık vaziyette yukan kaldırıp rüzgarla hayat bulmasını sağlıyorlar. Sanırım Hellenlerin baldır için kullandığı bacağın göbeği tabiri onlardan öğrenilmiş bir şey çünkü onlarda baldır hamilelikte tam olarak göbeğin yaptığı işi yapıyor. Şimdi size daha büyük bir şey anlatacağım; Dendritai olarak adlandırdıklan bir tür daha var. Erkeklerin sağ yumurtalığını kesip toprağa gömüyorlar. Sonrasında orada Phallos'a benzeyen büyük bir et ağacı büyüyor. Bunun dallarö ve yaprakları da var. Meyvesi ise yaklaşık yarım kol büyüklüğünde meşe palamududur. Bir süre sonra bu meyveler olgunlaşınca onları topluyorlar ve meyvenin kabuklarını soyarak erkekleri ortaya çıkartıyorlar. Başka bir ilginç olay ise bazen fildişinden bazen de ahşaptan yapılan aletleri cinsel ilişkileri sırasında kullanıyorlar. Yaşlandıklarındaysa ölmüyorlar, duman gibi çözülüp havaya kanşıyorlar. Hepsi aynı tarz yemek yiyor. Ateş yakıp kömürün üzerinde kurbağaları kızartıyorlar, havada uçan bir sürü kurbağa görmek mümkün, kendileri ise sofrada otururmuşçasına bunun etrafına sıralanıyorlar, pişen kurbağalardan dağılan dumanlarö içlerine çekerek karınlarını doyuruyorlar.
Bayraklarla işaret verilip her iki tarafın eşekleri de anırmaya başla yınca -Trompet yerine hücum için eşek kullanıyorlardı-iki taraf da çarpışmaya başladı.