O FORTUNA

O FORTUNA
My name is Giovanni Giorgio but everybody calls me Giorgio.
Dünya metaforu olarak balinanın karnı.
Sıkça spor yapıp avlanıyorduk, üzüm bağlarıyla ilgilenip ağaçlardan meyveler topluyorduk. Kısacası, aslına bakarsa­nız, asla özgür kalamayacağımızı bildiğimiz bir hapishanede hoş bir hayat sürüyorduk.
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hayat­ta olduğumuzdan emin olsak da kendimizi ölü kabul ediyo­ruz.
Edebiyat
Akşama doğru ise Lykhnopolis olarak anılan bir kente ulaşmışhk, hemen bizim altımızda duruyordu. Bu kent Pleia­des ve Hyadesıs yıldızları arasında, Zodiak'ın aşağısında uzanan bir kenttir. Kente indiğimizde çevrede hiç insan bu­lamadık ancak agorada ve limanda başıboş aylak aylak dola­şan lambalar vardı. Tabiri caizse bazıları ufak ve zayıf bazıları ise büyük ve güçlüydüler. Her birinin kendi evi ya da şamdanı vardı. Hepsi insanlar gibi isme sahipti onları aralarında konuşurlarken duymuştuk.
Edebiyat
Ayda kaldığım süre boyunca karşılaştığım tuhaf ve inanılmaz şeylerden size bahsetmek istiyorum. Öncelikle orada kadınlardan değil erkeklerden doğuyor­lar. Erkekler birbirleriyle evleniyorlar ve kadın kelimesinin ne olduğunu bilmiyorlar bile. Yirmi beş yaşına gelene kadar her erkek orada kadın olarak sayılıyor, bu yaşı geçtikten sonra ise koca olarak görülüyorlar. Çocuklannı kannlarmda taşımıyor­lar, bunun yerine baldırlannda taşıyorlar. Hamile kaldıktan sonra ise baldırlan şişmeye başlıyor. Aradan zaman geçtikten sonra ise baldırı yarıp çocuğu ölü şekilde çıkartıyorlar, daha sonra ise onu ağzı açık vaziyette yukan kaldırıp rüzgarla ha­yat bulmasını sağlıyorlar. Sanırım Hellenlerin baldır için kul­landığı bacağın göbeği tabiri onlardan öğrenilmiş bir şey çünkü onlarda baldır hamilelikte tam olarak göbeğin yaptığı işi yapıyor. Şimdi size daha büyük bir şey anlatacağım; Dend­ritai olarak adlandırdıklan bir tür daha var. Erkeklerin sağ yumurtalığını kesip toprağa gömüyorlar. Sonrasında orada Phallos'a benzeyen büyük bir et ağacı büyüyor. Bunun dallarö ve yaprakları da var. Meyvesi ise yaklaşık yarım kol büyük­lüğünde meşe palamududur. Bir süre sonra bu meyveler ol­gunlaşınca onları topluyorlar ve meyvenin kabuklarını soya­rak erkekleri ortaya çıkartıyorlar. Başka bir ilginç olay ise ba­zen fildişinden bazen de ahşaptan yapılan aletleri cinsel ilişki­leri sırasında kullanıyorlar. Yaşlandıklarındaysa ölmü­yorlar, duman gibi çözülüp havaya kanşıyorlar. Hepsi aynı tarz yemek yiyor. Ateş yakıp kömürün üzerinde kurbağaları kızartıyorlar, havada uçan bir sürü kurbağa görmek müm­kün, kendileri ise sofrada otururmuşçasına bunun etrafına sı­ralanıyorlar, pişen kurbağalardan dağılan dumanlarö içlerine çekerek karınlarını doyuruyorlar.
Edebiyat
Bayrak­larla işaret verilip her iki tarafın eşekleri de anırmaya başla­ yınca -Trompet yerine hücum için eşek kullanıyorlardı-iki taraf da çarpışmaya başladı.
Edebiyat