O FORTUNA

O FORTUNA
My name is Giovanni Giorgio but everybody calls me Giorgio.
Spoiler Allert!
Puan vermedi·290 syf.··
2026 23. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 00:34
Pirandello'nun Biri, Hiçbiri, Binlercesi eserini incelerken mikro-kozmos sosyoloğu Erwing Goffman'ın damga kitabından faydalanmıştım. Söz konusu incelemede Goffman'ın Günlük Hayatta Benliğin Sunumu eseri ise bir değini düzeyinde yer bulmuştu. Anlaşılan o ki, Pirandello ile Goffman arasındaki bu paralellik, muhtelif eserlerde de devam ediyor. Zira bu kitap (aslında tahmin ettiğim üzere) bir "Günlük Hayatta Benliğin Sunumu" eseri. O halde önce Goffman. Günlük Hayatta Benliğin Sunumu eserinde Goffman, failler arası sosyal ilişkilerin karşılıklı etkileşimle biçimlenişini tiyatro metaforu üzerinden modeller. Buna göre bir tiyatroda olduğu gibi sahnenin kurgulanışı, aktörün sahnede performans sergilemesi, aktörün belirli roller için belirli personalardan oluşan bir envanterden faydalanması ve perde önü ve arkasındaki benlik değişimleri, günlük ilişkilerimizde benzer bir formülasyon aracılığıyla devamlı inşa ve biçimlenmelerle oluşturulur. Bu inşa karşılıklı bir oyun (play) mutabakatı temelinin üzerinde yükselir. Yani öznel ve öznelerarası kabullere dayanır. En başından kurgulayacak olursak, X kişisi A sayıda sosyal düzlemde sahneye çıkmak zorundadır. X kişisi kendi evi içerisinde bir baba, işyerinde bir usta, kahvehanedeki oyun ekibinin bir üyesi, üye olduğu kültürel etkinlikte bir katılımcıdır. Failin (X) sosyal ilişki kurduğu A sayıdaki her düzlem bir sahnedir ve fail her sahneye karşılıklı beklenti ve kabullerle oluşturulmuş bir rolün gerektirdiği personasıyla(maskeyle) iştirak eder. Evde otoriter yönetici, işte çalışkan usta, kahvehanede matrak dost, kültür faaliyetinde bir entellektüel olma gerekliliğine dinamik ve yarı belirlenmiş bir senaryo içerisinde karşılık vermeye çalışır. Tüm bu süreçler, perde arkasındaki hazırlıklar ve perde önündeki icralar arasında kişi
Edebiyat
Mattia Pascal Sahiden Yaşadı mı Yaşamadı mı?Luigi Pirandello · Everest Yayınları · 2015293 okunma
Reklam
Puan vermedi·99 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 20:56
Musa Anter, Hatıralarında Birîna Reş(Kara Yara) piyesinden aşağıdaki gibi bahseder. Benim yapacağım bir incelemeden çok dahasını içerdiğinden tüm pasajı alıyorum: "Birîna Reş’, 1950’lerde DP’nin sahte partizanlığını simgeleyen ve Kürtlere o ana kadar empoze edilen, ‘Kürt adam olmaz, aydın olmaz!’ düşman sloganlarına karşı yazılmıştı. Piyes, tüm sefalet, horlama ve Kürt düşmanlığına karşı bir reaksiyondu. Bu düşün­cemi anlamak için, piyesi okumak ve anlamak lazımdır. Oyu­numda, bir de o dönemin “DP’nin Kürtleri” imajı vardı. Tüm Güneydoğu’da buğday Ekim ayında ekilir. Ama Nisan ayında, en şiddetli zehirlere bulanmış yüzbinlerce ton buğday, DP’li yöre ağa ve şeyhlerine tohumluk diye dağıtılıyordu. Tabii dağıtılan bu yüzbinlerce ton buğday, toprak ağaları tarafından fakir fukara Kürt halkına arpadan ucuz bir fiyatla satılıyordu. Bu buğdaylar, bilinçsiz Kürt halkı tarafından öğütülerek un yapılıyor ve daha sonra da bu undan ekmek pişiriliyordu. Ama gel gör ki, bu güya haşere için kullanılması gereken buğday, bilinçli bir şekilde Kürt halkını mahvetmeye yönelik olarak kullanılıyordu. Kısa bir za­manda bu, en çok da çocuklar üzerinde tesirini gösterdi. Bu zehirin çocukların vücutlarında açtığı yaraya, halk arasında ‘birîna reş’, yani kara yara dendi. Ben o vakit Diyarbekir’de İleri Yurd ga­zetesinde çalışıyordum. Bu realiteyi çokça dile getirdim. Ama ca­navarlar Kürdistan suyunu kurutmak için planlarını uygulamak­tan vazgeçmediler. Bu ara Diyarbekir havalisinde bir gezinti yap­mış; Çüngüş, Dicle, Hazro, Lice, Hilvan, Çınar ve Bismil’i gez­miştim. Bu ilçelerde çoğu doktorsuz olan sağlık ocaklarına uğra­dım. Buralarda maymun yavrularına dönüşmüş yüzlerce yara be­re içinde çocuk gördüm. Çocukların tüm yüzleri kara kara ve bir karış boyunda kıllarla kaplıydı. Yüzleri ve
Tarih
Birîna ReşMusa Anter · Avesta Basın Yayın · 1995267 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 16. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 01:31
Malumdur, Ortaçağ boyunca Kilise, avrupa'nın üzerini dogmatik dünya görüşüyle sert bir kabuk gibi örtüp otoritesini kurumsallaştırma ve hakimiyetini sabitleştirme amacı gütmüştür. Kilise bunu skolastik felsefenin araçlarıyla oldugu gibi doğrudan fiziksel gücü, politik ve dinsel nüfuzuyla gerçekleştirirken dünya, dinamiklerinin kilisenin aleyhinde işlediği bir dizi dönüşüm geçiriyordu. Matbaa'dan kara vebayı izleyen Demografik dönüşümlere, dinsel karşı çıkışlardan ulus devlestleşmeye uzanan ideolojik kırılmalara, coğrafi keşiflerden sanayi devrimiyle sonuçlanan teknik dönüşümlere avrupa bilim, sanat ve teknikle üzerine örtülen kabuğu farklı zaman dilimleri ve mekanlarda engel olunamayacak şekilde çatlattı, kırdı ve bertaraf etti. Kıta içinde alt tabakanın şöyle veya böyle baskısıyla gerçekleşen bu dönüşümde, halk edebiyatı itici güç olarak önemli bir etkendi. Ortaçağın sonuna doğru Decameron, Canterbury Hikayeleri ve Carmina Burana gibi kaynağını halktan alan sanat, geleceğin dönüştürücü gücü olacak olan zamanın avrupasına ışık tuttuğu gibi onun edebi envanterinin de göz bebeği olmuştur. Carmina Burana'ya tam bu noktadan bakılmalı. Şiirler çok sade ve doğrudan. Meyhaneden kırlara, ihtiyarlardan gençlere, erkeklerden kadınlara yüzyıllar öncesinde yaşamış kıtanın sıradan halkının yaşamına açılmış küçük pencere gibi. Dünya başka bir dünyayken kader aynı kader, aşk aynı aşk, yaşlılara karşı gençler aynı gençler ve insanların tepesinde duran ihtiyarların, kralların, rahiplerin kanunlarının ölüm buyruğu, dünyayı boğan sert kabuğuna karşı insanın direnci her yıl yeniden şahlanan aynı bahar direnciymiş. Carl Orff'a ilham vermesini anlamamak mümkün değil. Oh, Fortuna (Ah Kader) youtu.be/GXFSK0ogeg4?si=...
Edebiyat
Carmina Burana Şiir, Şarkı ve BaşkaldırıKolektif · Alfa Yayınları · 201856 okunma
Spoiler içerir.
Puan vermedi·112 syf.··
2026 8. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2026 23:29
1)Tesadüf Eseri Kitabın ismine odaklanarak ve açıkçası Hebbel hakkında çok bilgim olmadan okumaya başladım. İsmin benzeştirme amacı taşıdığı ve asli hikayenin etrafında kurulu bir felsefi alegori olduğunu, hikayenin 19.yy Almanya'sında geçtiğini ve son dönem okuma örüntümün tam ortasında konumlandığını başlar başlamaz anladım. Ve merakım, bu şaşkınlıkla kamçılandı. Tefekkür dünyamda çok anlamlı izler bırakan sürpriz bir okuma oldu. 2) Maria Magdalena, Meryem Ana, Marangoz İsa Maria Magdalena, bilindiği gibi Hristiyanlık tarihinde tartışmalı bir figürdür. Konumu, İsa'nın seçkin kadın havarisi ve onun dirilişine tanık olan ilk kişi olmak ile dönemin yollu fahişelerinden biri olmak arasında iki kutuptaki zıtlıkla tartışma konusu olmuştur. İkinci tür yakıştırma skolastiğin ilk dönem kilise babaları zamanında olmuş, zaman içinde ilk tür yakıştırmaya doğru değişmiştir. Hebbel, hikayesini bu zeminde oluşturur; 19.yy'ın Protestan Almanya'sında, değişen mezhepsel dünyanın, değişen sosyal, politik ve ekonomik dünyanın bağrında. Tıpkı İsa'dan sonra olduğu gibi Luther'den sonra, kadın(Klara) eril dünyanın kategorik bir tartışma unsuru olarak gündemdedir. İkinci olarak Klara ve gayrı meşru çocuk meselesi, hikayeyi Ana Meryem'e doğru genişletir. Hebbel, Klara'yı karnında gayrı meşru çocukla intihar ettirerek konuyu dinsel metaforlar aracılığıyla derin felsefi tartışmaları yapabileceği bir boyuta taşır. Ve diğer karakterlerin izlek içindeki özgünlükleri aracılığıyla capcanlı bir ilişkisellik analizine imkan sağlar. Örneğin aile'nin erkeklerinin mesleklerinin marangozluk olması, pragmatizmin aşırı ucunda konumlanan Leonhard'ın ve sorumsuz eylemleriyle Karl'ın eylemlerinin kutsiyetin kalesi kabul edilen aileyi parçalaması, Klara'nın mazi ile gelecek arasında sosyal dünya tarafindan
Edebiyat
Maria MagdalenaChristian Friedrich Hebbel · Cumhuriyet Kitapları · 200183 okunma
Puan vermedi·468 syf.··
2026 3. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 02:12
KONU VE TARİHSEL ÇERÇEVE 18. ve 19.yy da intihar üzerine çalışmalar dönemin frenologlarının, tabiplerinin, ırk teorisyenlerinin, psikologlarının ve kriminolglarının arasında, dönemin sağduyusal ve ideolojik mantıkları çerçevesinde yürütülüyordu. Algı çekimsel güçlerin etrafında yürütülen bu çalışmalarda, Frenologlar kafatası ölçümleri ve suç, intihar, üstünlük ve astlık ilişkileri kovalayarak, tabipler delilik hallerini eksene alıp frenologların fikrinin, ırk teorisyenleri ırkı merkeze alıp önceki ikilinin, psikologlar davranış bilimleri merkezinde önceki üçünün, kriminologlar mahkumlar ve müntehirler üzerinde odaklanarak önceki dörtlünün ekseninde sürdürüyordu. Bir çok isim zikredilebilir; Ferry, Morselli, Quetelet, Lombrosso Michelet ve dahası. Bu çalışmalar için temel veriler mahkumlar, müntehirler, "deliler" veya dönemin dava istatistikleridir. Aynı dönemde Sosyoloji Bilimi önce Condorcet, Rousseau, Hobbes, Montesqieu, Vico gibi disiplin öncesi filozoflarca, sonra Comte'un Durkheim, in, Marx'ın, Weber ve Simmel'in doğrudan disiplinel katkılarıya aheste aheste şekillenmektedir. Bu süreç aynı zamanda sosyolojinin özerk ve verisi kendine özgü bir bilim dalı olduğunun savaşımını yansıtır. Vico'nun Yeni Bilim'inden Marks'ın Tarihsel Materyalizmi'ne Comte'un Sosyoloji'sinden Durkheim'in Yapısal İşlevselciğine, ordan Weber'in Anlayıcı Yorumlayıcı Sosyoloji'sine ve Simmel'in Formel Sosyolojisine Avrupayı dolanıp şekillenen sosyoloji bilimi temel mirasını ve bilim olma saygınlığını bu süreçte oluşturup kazanır. Disiplinin teorisi, pratiği ve zamansal gelişimi dikkate alındığında Durkheim şüphesiz merkezde konumlanıyor. Comte teorik ve epistemolojik hazırlayıcıdır. Marx ideolojik saiklerin baskın olmasıyla kenarda durur. Weber ve Simmel ise tarihsel konumlanışlarıyla
Sosyoloji
İntiharEmile Durkheim · Pozitif Yayınları · 2013953 okunma
Reklam