Dingin bir insan için yaşam boyu izleyebileceği iki yol var: ya boşverip herşeyi ilgisizce seyretmek, ya da dar bir çember içinde eylemde bulunmak. Anlayacağın, kimi uygunsuzluklara karşı Don Kişot'ça karşı koyulabilir, ama genel bir kurala karşı böyle davranmak saçma olur.
Sürekli olarak, başından pek çok felaket geçtiğini ve nesi var nesi yoksa yitirdiğini söylerdi; böyle yapmakla içkiye düşkünlüğünü haklı gösterebileceğini umuyordu belki.
Yaşayan herşey en önce uzayda egemen olmak, bir yer tutmak, daha sonra büyümek ve çoğalmak için çaba göstermek zorunda; bir canlının bu yoldaki engellere karşı gösterdiği çabaya savaşım diyoruz biz. Adalet konusuna gelince, öyle sanıyorum ki adaletli olan, işimize gelendir.
Venancia'nın dünya hakkındaki görüşleri biraz tuhaftı. Ona göre varsıl kişi, özellikle de soylu kişi insanüstü bir sınıftandı.
Bir soylunun herşeye hakkı vardı: kötülüğe, ahlaksızlığa, bencilliğe; alışılagelmiş töre anlayışının dışındaydı sanki. Kendisi gibi zavallı birisi, vefasız, bencil ya da ahlaksız oldu mu, ona korkunç gelirdi; ama aynı özellikleri bir hanımefendide hoş görürdü.
Sağlığı, gücü, güzelliği yerinde ve ayrıcalıkları olan kişinin sayrılık, güçsüzlük, çirkinlik ve pislikten başka bir şey bilmeyen kişiye göre her türlü üstünlüğe hakkı olmasını benimseyen bu tuhaf felsefe Andres'i şaşırtıyordu.
Bilimsel doğruluğu bilinmese de, insanlara göre katolik cennetinde Tanrı'nın önünde danseden ve sürekli «daha, daha, daha» diyen bir aziz vardır: Aziz Bailon. Bir kişinin talihi varsa ona daha, daha, daha, daha verir; bahtsızsa ona da daha, daha, daha verir. Bu Bailon'cu felsefe Señora Venancia'nın felsefesiydi.