Birincisi Atatürk, Türkiye Mareşali’ dir. Büyük bir mareşaldir çünkü başka mareşalleri takdir etmeyi bilmiştir. Büyük Mareşaldir çünkü sivil hayata geçmeyi bilmiştir… İkincisi Atatürk bir organizatördür. Hem askeri alanda hem de politikada başarı göstermiştir. Büyük bir devlet adamı olduğunun göstergesi olarak monarşi Cumhuriyet’e dönüştürmüş ki bu gerçek bir inkılaptır. Bu büyük inkılabı başka hangi inkılaplarla besleyeceğini de bilmiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk nasıl ele alınabilir? Her şey bir yana, o,Türkiye tarihini ve Türk toplumunu değiştiren bir başbuğdur ve onun yaptıklarının izleri hukuk hayatında, kültürel alanda hiç değişmeyecek şekilde devam edecektir. Zira atılan temeller ve yeni rejimin izlerinin zaman içindeki değişimleri ancak kendi mantıkî yapısı için de olabilir. Türkiye’nin eski yapıya dönmesi mümkün değildir. Önemli olan eskiyi değerlendirme ve onunla birlikte yaşama fikridir ki o da 20. yüzyıla ulaşan tarihî mirasa sahip çıkma tavrıdır. Kısa bir dönem içinde bazı değişiklikler olmuş ancak bir çoğunun tutmadığı sonradan görülmüştür. Çünkü kısa sürede bir toplumun devrim gerçekleştirmesi mümkün değildir. Tarihte bir kapı açıldıktan sonra şayet kapanmıyorsa artık orada bir devrimden bahsedilebilir.
Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini
Ormanların en kuytusunu sende görmekteyim
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm
Sende tattım yemişlerin cümlesini
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin.
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarla nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi fark edemezsen
Rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme müsterih ol
“Askerlerin çatışmalarda neler yaşadığını bilmek istemiyoruz. Toplumda kaç çocuğun saldırıya uğradığını ya da cinsel tacize maruz kaldığını ya da kaç çiftin - toplamda neredeyse üçte biridir - ilişkileri sırasında şiddete maruz kaldığını gerçekten bilmek istemiyoruz. Aileleri, kalpsiz bir dünyada güvenli sığınaklar olarak görmeyi; ülkemizin aydın, uygarlaşmış insanlardan oluştuğunu düşünmek istiyoruz. Zulmün yalnızca Darfur ya da Kongo gibi uzak yerlerde olduğunu düşünmek istiyoruz. Acıya tanıklık etmek dayanılmazdır.”