Hayatlarımız, şımarık turistlerin küçük kaçamaklar için uğrayabileceği sayfiye yerleri değil, beyefendi. İnsan kalamayacağı yerlere gelmemeli, tutamayacağı sözler vermemeli. Sahip olmadığı şeyleri, aşkı mesela, onun için her şeyden vazgeçmeye hazır birine vaat etmemeli. Umursamadığı bir kalbin kapısını, sırf meraktan çalmamalı insan. Kalbimin kapılarını açarken size, 'Ne olur beni incitmeyin' demedim. Inciteceğinizi çünkü, düşünmemiştim" demek istiyorum.
Hayatla başa çıkma kanallarımız var bizim, Feribe. Travmatik deneyimlerde bu kanallar bazen kapanır ve çalışmaz. Ya da bazıları zarar verecek ölçüde yoğun çalışmaya başlar. Kısaca, denge bozulur. Misal, kişi her şeyi kendi içinde yaşayıp dışarıya güçlü görünmeye çalışır ve duygu kanalı çalışmayı bırakırsa, bir süre sonra beden kanalı devreye girer. Çarpıntılar başlar mesela. Panik atak dediğimiz şey, kabullenilmeyen acının kalp tarafından ifade edilmesidir aslında. Beden kişiye toparlanman lazım mesajı verir."
"Yani?"
"Yani duygularını açıkça yaşayamamak seni hasta edebilir. Acından korkma, utanma; yasını dilediğin gibi tut."
Yas arzu edildiği için tutulmaz zaten, Feribe. Tercih değil, doğal ve zaruri bir süreçtir. Yaşanmadan geçilirse, sonradan karşımıza başka şekillerde dikilir.