Çok eski tarihlerde ortaya çıkan ve günlük davranışlarımızı şekillendiren bu tür başka güçleri özellikle belirtmek gerekir. Örneğin sürekli olarak kendimizi grup içinde konumlandırma ve statümüz ile özdeğerimizi ölçme alışkanlığı tüm avcı-toplayıcı toplumlarda, hatta şempanzelerde de görülür. Topluluk içgüdülerimiz insanları içeridekiler ve dışarıdakiler olarak ayırmamıza sebep olur. Bu ilkel niteliklere kabilenin hor gördüğü davranışlarımızı gizlemek için taktığımız maskeleri de ekleriz ve baskı altında tuttuğumuz karanlık arzulardan oluşan bir gölge kişiliğin oluşmasına yol açarız. Atalarımız bu gölgenin ve getirdiği tehlikelerin farkındaydı ve bunun dualarla yok edilmesi gereken ruhlar ve şeytanlardan kaynaklandığına inanıyorlardı. Biz ise bunu "bana haller oldu" diyerek farklı bir efsaneye dayandırıyoruz.
Entelektüel çalışan için amaç, iradi dikkat enerjisidir; bu enerji kendini sadece çabaların gücüyle, sıklığıyla değil, özellikle tüm düşüncelerin çok net biçimde tek bir amaca doğru yönlendirilmesiyle ve istemlerimizin, duygularımızın, fikirlerimizin gerekli süre boyunca büyük ana fikre, üzerinde çalıştığımız hâkim fikre tabi kılınmasıyla gösterir. Insan tembelliği bizi bu idealden hep uzaklaştırsa da, onu en eksiksiz bir biçimde gerçekleştirmeye yönelmeliyiz.
Hiç çalışmayan üniversite öğrencileri arasından rastgele seçilmiş onuna sorular yöneltin; itirafları aşağı yukarı şöyle özetlenecektir: Dün lisedeyken her gün, hatta her saat yerine getirmemiz gereken vazifeyi öğretmen tespit ediyordu. Uygulanacak emir net ve kesindi....
Bugün ise buna benzer hiçbir şey yok. Tespit edilmiş hiçbir kesin vazife yok. Zamanımızı istediğimiz gibi kullanıyoruz. Çalışmamızın dağılımı konusunda asla hiçbir inisiyatif kullanmadığımız, ayrıca bu zaafımıza uygun hiçbir yöntem de bize öğretilmediği için, can yeleği giydirilip yüzme öğretildikten sonra yeleği çıkarılıp suya atılan insanlar gibiyiz. Söylemeye gerek yok, boğuluyoruz. Ne çalışmayı ne ırade kullanmayı biliyoruz; dahası irade eğitimimizi kendi kendimize yapabilme araçları konusunda nereden bilgi alabileceğimizi de bilmiyoruz. Bu konuda hiçbir pratik kitap yok. O zaman boyun eğiyoruz ve bu vazgeçiş hakkında düşünmemeye çalışıyoruz. Bu durum çok ıstırap verici. Ama yine de kafeler var, birahaneler var, nispeten neşeli arkadaşlar var. Zaman yine de geçiyor...
...onların önüne geçilmez eğilimi, aramaktan çok ezberlemektir. Böylece belleklerine yükledikleri o muazzam fazladan ağırlık, onları harcayacakları en hafif kişisel çabadan daha az ürkütür.
Medenileşmemiş halklar zorlu gayretlerden uzak durmazlar: Onlar sadece düzenlenmiş, sürekli çalışmadan tiksinirler çünkü son tahlilde bu çalışma türü çok daha yüksek bir enerji miktarını tüketir; düşük ama sürekli bir enerji sarfiyatı sonuçta aralarına uzun dinlenme süreleri giren büyük sarfiyatlardan daha yıpratıcıdır. Tembel savaşa pekâlâ tahammül eder çünkü savaş anlık çok yoğun çabalar ister ama bunları uzun hareketsizlik dönemleri izler. Araplar fetihleriyle büyük bir imparatorluk kurdular. Ama bunu koruyamadılar çünkü bir ülkenin idaresini teşkilatlandıran, yollar yapan, okullar ve sanayi tesisleri kuran çabaların sürekliliği onlarda yoktu. Aynı şekilde sınavın yaklaşmasıyla kamçılanan bütün tembel öğrenciler anlık bir büyük gayret gösterebilirler. Onları tiksindiren şey, aylar ve yıllar boyunca her gün daha ölçülü ama sürekli yinelenen bir çaba içine girmektir.