Zaman daralıyor. İyi şeyleri yapmak için acele etmeli. Kendi ömrümüzü ve sevdiklerimizin ömrünü güzelleştirmek için yarışmalı. Bir fidan dikmeli. Kuruyan bir ağaca su vermeli. Ânın evlatları olmalı. Insanlara tebessüm etmeli. Güzellik ve iyiliği dile getirmeli, olmuyorsa susmalı. Ölüme o küçük kıyamete hazırlanmalı.
Sevmek için zaman ayırmak gerekir. Bilmek için zamana ihtiyaç duyarız. Güzelliği ancak zaman ayırarak fark ederiz. Zamanla olgunlaşırız. Lütfen yavaş gidiniz.
Bu roman bir olay örgüsünden çok, bir ruh hâlinin kaydı.
Yozo’nun yaşadığı şey mutsuzluk değil; insanlarla aynı dili konuşamamanın yarattığı yabancılık. Topluma uyum sağlamak için taktığı maskeler, onu korumak yerine yavaş yavaş silikleştiriyor.
Kafka’yı hatırlatıyor; çünkü burada da suçun adı yok, yargılayan görünmez. Ancak Kafka’da insan sistem karşısında ezilirken, Dazai’de insan kendi varlığından utanır. Bu yüzden kitap bir isyan değil, sessiz bir çözülme anlatısı.Depresyonu romantize etmiyor; aksine onu çirkin, utanç verici ve çıkışsız hâliyle bırakıyor okurun önüne. Umut vermiyor ama dürüst. Bazı kitaplar iyileştirmez, sadece anlaşıldığını hissettirir bu da bazen yeterlidir.