Bir anarşist, toplumun düşüşteki tabakalarının sözcüsü olarak, güzel bir öfkeyle "hukuk", "adalet", "eşit haklar" talep ediyorsa, aslında kültürsüzlüğünün baskısıyla yapıyordur bunu, kendisine acı çektiren şeyin ne olduğunu kavrayamayan neyin yoksulu olduğunu: yaşamın... Bir neden-içgüdüsü etkindir onda: kendini kötü hissetmesinden birisi suçlu olmalıdır... "Güzel öfke"si de iyi gelir ona, küfretmek bir zevktir, tüm sefil yaratıklar için, - -küçük bir güç sarhoşluğu verir.
"Kendini düşünmeyenler" konuşuyor. "Bizim için bilgece, sabırlı, üstün olmaktan daha kolayı yok. Bağışlama ve duygudaşlık akıyor üstümüzden, saçmalığa varan bir biçime de adiliz, her şeyi bağışlıyoruz. Tam da bu yüzden biraz daha katı olmamız gerekti; tam da bu yüzden, zaman zaman küçük bir heyecan, bir heyecan günahı beslememiz gerekti. Acı gelebilir bu bize; kendi aramızda gülebiliriz bile, suratımıza ekşitmiş halimize. Ama ne çare! Başka bir yolu bilmiyoruz kendimizi aşmanın: budur bizim çileciliğmiz, bizim tövbekârlığımız"... Kendini düşünmek -"kendini düşünmeyenler"in erdemi...
Kendimizi anlattığımızda, kendimize yeterince değer vermiyoruz. Asıl yaşantılarımız kesinlikle boşboğaz değillerdir, isteseler de kendilerini anlatamazlar. Çünkü, anlatacak sözcük bulamıyorlar. Bir şeyi anlatacak sözcükleri bulabiliyorsak, onun dışına da çıkmışızdır çoktan. Her konuşmada bir nebze aşağılama da vardır. Dil, öyle görünüyor ki, yalnızca ortalama, orta boy, anlatılabilir olan için bulunmuştur. Dille birlikte, konuşan kişi de kabalaştırır kendini -Sağır dilsizler ve diğer filozoflar için geçerli bir ahlaktan.