Din, insan toplumlarına hangi mutluluğu, hangi huzuru verdi? Yarattığı acı, gözyaşı, kan, ikiyüzlülük, cehalet, karanlık ve nefretten başka nedir? Birçok dindar, kendi dininden olmayanı, ya da kendisi gibi dinsel buyrukları yerine getirmeyenleri öldürme hakkının ona tanrı tarafından verildiğine ("Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün." Kuran, Tevbe Suresi, ayet 5), dahası bunun 'ödül'ünü alacağına inanmıyor mu? Yüzyıllar boyunca din adına, tanrı adına akıtılan kan, hangi insan ahlakıyla bağdaşır? Bu bağlamda, dinler tarihinin aynı zamanda vahşetin ve kanın tarihi olduğunu söylemek, kesinlikle abartı olmaz.
Sınıfsal çelişkilerin üstü din örtüsüyle örtülerek, emekçi kitleler arasındaki dinsel ve mezhepsel ayrımlar kullanılarak, sömürü çarkının aksamadan işlemesi sağlanmaktadır. Bu noktada şöyle der V. İ. Lenin: "İşçi sınıfı bölünmek değil, birleşmek zorundadır. İşçi sınıfı için, onun düşmanları tarafından cehalet içindeki kitlelerin bilincine ekilen us dışı düşünce ve anlamsız kör inançlar kadar, acımasız bir düşman yoktur..."
Bilinen bir gerçektir ki, insanoğlu hiçbir dinin olmadığı tarihsel süreçlerden geçti. Ancak doğayı kavrama çabası içindeyken yaşadığı, yüz yüze geldiği korkular, dinin ilk tohumlarını da onun yüreğine ekti. Din, başlangıçta somut öğelere, nesnelere tapınma şeklinde başladıysa da, zamanla doğaüstü varlıklara ve olaylara inanca dönüştü. Yani insanın çok tanrıları oldu: ateşten suya, yılandan şimşeğe, kabile reisinden krala... Ama bunların hepsi 'insanlaşma' süreci boyunca soyut bir tanrı kavramı içinde eritildi.