SeL

SeL
Huzursuzluk doğamda vardı; bana acı verecek kadar yoğunlaşıyordu bazen...
Yaşarken ölümün nasıl olduğunu bilmiyoruz, ölünce de öldüğümüzü bilmeyeceğiz; öyleyse ne diye ölümden korkalım?
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Geri kalmış, yada geride kalmış yada geride bıraktırılmış gibi dış düşman mihraklarının uydurdukları iftiraları daha kibarca tarzı olan az gelişmiş, azıcık gelişmiş, birazcık gelişmiş, çok gelişmemiş, nerdeyse gelişecek, ha gelişti ha gelişecek gibi vasıflarla tavsif edilen memleketimizin, bütün bu alçakça iftiralara rağmen son alınan “Kendi Şeyini Kendin Yap” kararlarından sonra aniden şaapıp muasır medeniyet seviyesini bir at başı farkla geçtiğimize vallahi de billahi de inanıp iman ettiğim gibi, bu hakikatin ne kadar bariz olduğunu, kimin anasını şaapacağız diye aranıp dolanıp duran yabancı sermayenin memleketimizi intihap etmesinden dahi bellidir ki, bu manzaradan büyüklerimizin göğsü ve büyüklerimizin karnı ne kadar kabarsa azdır.
Televizyonda büyüklerimiz konuşurlarken, gaflet devrimde maalesef yaptığım gibi bundan böyle anlara dilimi çıkarmayacağıma, nanik yapmayacağıma, anlarla ihtihza etmeyeceğime, ister doğru ister yanlış hangi mevzuda konuşurlarsa konuşsunlar, ister maval ister kaval, parmaklarımı açıp elimi kafamın hizasında döndürerek terelelli tene tenni tenenaaa misullu işaretler yapmayacağıma, anlara hiçbir zaman gülmeyeceğime, şayed gülenlere şahid olursam onları en yakın emniyet makamlarına ihbar edeceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.
... Bunca ölünün ruhu, cesetlerinin cenderesinden ve yerçekiminden kurtulmuş olarak özgürce uçuşuyorlardı. Üstlerinde hiçbir giysi yoktu. Kadın olsun erkek olsun, çıplaklar kampında olduğundan daha çıplak, anadandoğma, yani daltaşak ve dalyaprak dolanıp duruyorlardı. Bulundukları öteki dünya merkezî ısıtma yöntemiyle ısıtıldığından ve ısı sürekli ayarlandığından ruhların soğukalma, nezle olma, hastalanma olasılığı yoktu. Hangi dilden konuşurlarsa konuşsunlar, sanki hepsi de anadilleriyle konuşuyormuş gibi birbirlerini anlıyorlardı. Öyle mutluydular ki, niçin bunca zaman dünyanın kahrını çekip de ölmediklerine şaştılar.
Her zaman ve her yerde olduğu ve her insanın başına geldiği gibi, bir zamanlar bir yerde bir insan öldü. İnsanların ölmelerinde hiçbir olağanüstülük yoktur; çünkü her insan doğar, yaşar ve ölür. Ne var ki, kimisi yaşar ölür, kimisi yaşadığını sanarak ölür, kimisi de yaşamadan ölür.