Ne erkek öğrenmiş kendini, ne kadın anlamış ne istediğini. Biri hâlâ “kadınlar şöyledir” ezberiyle dolaşıyor, diğeri “erkekler böyledir” diyerek kendi sığlığını süs yapıyor.Ortada iki cins değil, iki yarım insan var: Biri anlamaktan korkuyor, diğeri anlaşılmamaktan şikâyet ediyor.Erkek, kadına nasıl davranacağını öğrenememiş çünkü hayatı boyunca hiçbir kadına değil, kadın fikrine temas etmiş.Gerçek bir insanla değil, kendi egosunun karşısındaki hayali figürle konuşmuş hep.Saygıyı güçle, sevgiyi sahiplikle, ilgiyi kontrolle karıştırmış.Sonra da dönüp “kadınlar karmaşık”demiş.
Hayır, karmaşık olan kadınlar değil boşluğunu ego sanan erkeklerdir.
Ama kadın da masum değil. O da yıllardır “değer görmek”le “değerli olmak” arasındaki farkı unutmuş.Kendine biçilen rolleri reddederken, aynı sistemin parlak ambalajlı başka kalıplarına sığınmış.“Güçlü kadın” olma çabası, bazen sadece “kırılmamak için duvar örmek”ten ibaret kalmış.Sonra da “Erkekler korkuyor güçlü kadından” demiş. Oysa korktukları güç değil soğukluk.Ne erkek sevmenin sorumluluğunu alabiliyor, ne kadın sevilmenin ağırlığını taşıyabiliyor.İki taraf da birbirine ayna tutmak yerine, birbirini suçlamayı seçmiş.Kadınlar incinmişliklerini “feminist duruş” diye pazarlıyor.Erkekler komplekslerini “maskülen özgüven” diye yutturuyor. Ve kimse fark etmiyor ki: Ortada bir savaş yok aslında, sadece iki taraf da kendi cehaletini “kimlik” zannediyor.Bu yüzden “öğrenemez” diyen haklı belki de.Çünkü kimse gerçekten öğrenmek istemiyor.Öğrenmek değişmek demektir.Ama hem erkek hem kadın, değişmek yerine “haklı” olmayı tercih ediyor.Zira haklı olmanın sıcaklığı, insan olmanın sancısından daha kolay taşınıyor.Sonunda ortada ne bir erkek kalıyor ne bir kadın. Geriye sadece şu kalıyor:Birbirini anlamaktan çok, birbirine üstün gelmeye