Geçmişi hatırlama gayretimiz nafile, zihnimizin bütün çabaları boşunadır. Geçmiş zihnin hâkimiyet alanının, kavrayış gücünün dışında bir yerde, hiç ihtimal vermediğimiz bir nesnenin (bu nesnenin bize yaşatacağı duygunun) içinde gizlidir. Bu nesneye ölmeden önce rastlayıp rastlamamamız ise tesadüfe bağlıdır.
Uyuyan kişi, saatlerin akışından, yılların ve dünyaların sıralanmasından oluşan bir halkayla çevrelenmiştir. Uyanırken içgüdüsel olarak bunlara başvurup yeryüzünün hangi noktasında oldugunu, uykuya daldigindan beri ne kadar zaman gecmis olduğunu bir çırpıda okuyuverir; ne var ki sıralamalarda ka-rışıklıklar, kopukluklar olması mümkündür. Gece uykusuzluk çekip sabaha karşı, alışılmışın çok dışında bir pozisyonda, elinde kitabıyla uyuyakalmışsa mesela, havada kalmış olan kolu, güneşi durdurup geriletmeye yeter, uyandığı anda saati bilemez, az önce yattığını zanneder.
…katı kalpli ya da kıt hayal gücüne sahip insanlar kolay ağlamazlar, ve hatta ağlamak her zaman belirli bir derecede karakter iyiliğinin işareti olarak kabul edilir ve öfkeyi etkisiz hale getirir, zira ağlayabilen kişinin zorunlu olarak sevgi, yani ötekine şefkate muktedir olduğu duyumsanır çünkü bu, açıklandığı üzere, ağlamaya yol açan ruh haline girmektedir.