Yalan ve yalancı doğruyu nakzetme tecrübeleri sayesinde işgal ettikleri sahayı genişletirler. Oysa doğruya bel bağlayanlar yalanı ve yalancıyı nakzetmeye vakit ayıramaz... Doğru için şöhret afettir. Doğru intişar etmez ve işgalci değildir. Aranılıp bulunmayı bekler ve kucağını sadece kendini isteyenlere açar.
Mesela balıkların pek çoğu yaşlandıklarında hayatlarını hiç yere telef ettikleri için şikâyet ediyorlar. Sürekli ağlayıp hayıflanıyorlar; her şeyden şikâyet ediyorlar. Bilmek istiyorum; sahiden de hayat böyle küçücük bir yerde, yaşlanana kadar git gel, başka hiçbir şey yapma... Bundan mı ibaret? Yoksa dünyada başka çeşit de yaşamak mümkün müdür?"
Her insanda hakikati tefrik edebilecek bir temyiz kudreti var. Lâkin bu kudret, insanın "güdümünde” değil. İnsan, hakikati elinde tutmaz ancak hakikate kendini bırakır.
Batı medeniyeti, gerek kendini çıkmaza sokarken, gerekse etkisine aldığı unsurları tahrip ederken "dış"a ilişkin bilginin mutlak üstünlüğüne inanıyordu. Bugün yine genel yapısı itibariyle bu özelliğini muhafaza ediyor. Müslümanlar, ancak onlar, zahir ve bâtın arasındaki bereketli dengenin örneklerini verebilirler.
“İçinde aydınlanan kişi ancak dışına ışık verebilir.”
..seçkinlik esasına dayalı tad alma yönteminin, hayatı keşfetmekle doğrudan bağlantılı olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü bu tür doyumu elde etmenin fiyatı içinde insanlardan kopma da vardır. Dikkat edilirse, modern çağda adı yarınlara kalmış nice zekâ yaşamıştır ki, ömürleri boyunca birlikte konuşma imkânını kullanabilecekleri bir tek dostları dahi olmamıştır