Yazar, bir tıp doktoru olarak yıllarca modern psikiyatri alanında çalışmalar yapmış birisi. Kitabında da bu alana hakimiyeti hissediliyor. Kendi ifadesiyle uzun yıllar meditasyon gibi çalışmalar yaptıktan sonra ellili yaşlarında tasavvuf ile tanışıyor ve hayatı değişiyor.
Merter, Batı'da gelişen psikolojinin tarihini anlatarak kitabına başlıyor. Hepimizin aşina olduğu Freud, Jung gibi psikolojide önemli isimlerin görüşlerini Nefs ilmi açısından eleştiriyor. Bu bölümün özeti niteliğinde yapılan eleştirileri bir kaç başlıkta toplanabilir:
a)Modern Psikologlar insanı tam anlamıyla tanıyamamışlardır. İnsanı yalnızca nefs-i emmareden ibaret zannetmiş, nefsin üst katları olduğunu görememişlerdir.
b) Modern psikolojinin bulduğu tedavi yöntemleri (bazı başarılar hariç) nefs-i emmareyi cilalamaktan ibarettir.
c) Batı'da psikoloji, dinin yerini alınca psikologlar da 'peygamber' rolüne soyunmuşlardır.
d) Bilimin diğer alanlarındaki gelişmeler insan hayatını kolaylaştırırken psikolojik alanda sürekli daha kötüye gidilmekte ve psikolojik rahatsızlıklar artmaktadır.
Merter, İslam Medeniyetinin tasavvuf hazinesine dikkat çekerek modern insana yeni bir rota gösteriyor. Sürekli almaya, tüketmeye, harcamaya komutlanmış "modern insan" yerine; vermeye, üretmeye, samimiyete, Yaratıcısına odaklanmış "Müslüman İnsan"ı öneriyor.
Nefs-i Emmare (kötülüğü emren nefis) katında sıkışıp kalan insana Nefs-i Levvame'yi, Nefs-i Mülhimme'yi, Nefs-i Raziyye'yi ve diğer katları gösteriyor. Böylece insanın tek bir kattan ibaret olmadığını Mevlana'nın ifadesiyle "DOKUZ YÜZ KATLI" olduğunu ifade ediyor.
Bir eleştiri olarak eserde modern psikolojinin anlatıldığı kısımların daha zengin olduğu fakat tasavvufa ilişkin kısımların zayıf kaldığı söylenebilir. Yazar, Mevlana'dan fazlaca alıntı yapmakta bir