Sen büyüksün, küçük adam, adam, küçük ve darkafalı olmadığın zaman. Senin büyüklüğün, küçük adam bize kalan son umut.
Zanaatına eğildiğin, severek yaptığın zaman, oymacılıktan ve inşaattan ve boyamaktan ve tohum ekmekten ve biçmekten ve gökyüzünden ve maviden ve geyikten ve seher çiyinden ve müzikten ve danstan, yetişmekte olan çocuklarından ve karının ve kocanın güzel bedeninden zevk aldığın, sevinç duyduğun zaman; gökyüzündeki yıldızlarını kavramak için, gözlemevine gittiğin, öbür erkekler ve kadınlar yaşam hakkında ne düşünüyorlar dinlemek için, kütüphaneye gittiğin zaman. Sen, yıllanmış bir dede olarak torununu kucağına alıp, ona uzak, geçmiş zamanları anlattığın zaman büyüksün; onun sevimli, çocukça merakıyla belirsiz geleceğe baktığın zaman.
Sen büyüksün, anne, yeni doğan bebeğini ninniyle uyuturken; gözlerinde yaş, kalbinin en derininden onun gelecek mutluluğu için yakarırken; bu geleceği yıllar boyu saat saat çocuğunda kurduğun zaman.
Sen büyüksün, küçük adam, iyi, sıcak halk türkülerini söylediğin zaman, ya da bir akordeonun ezgileriyle dönüp salındığın zaman; çünkü halk türküleri iyi ve sağaltıcıdır ve yeryüzünün hemen her yerinde vardır.
Sen büyüksün..